31 Aralık 2015 Perşembe

Soru Hırsızlığı ALES’e Sıçradı

ÖSYM’nin son 5 yılda yaptığı tüm sınavları mercek altına alan Ankara Başsavcılığı, 2012 ALES ile ilgili harekete geçti. Sınavda yüksek puan elde eden tüm adaylar mercek altına alındı. Savcılık, 2011’de 23,5 puan alan adayın 2012’de 93,5 puana ulaştığını tespit etti. Soruşturmada şu an 9 şüpheli bulunuyor.


FETÖ/PDY’nin usulsüzlük yaptığı sınavlar bir bir deşifre olmaya başladı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 2010 yılındaki KPSS’de FETÖ/PDY’nin yaptığı usulsüzlüklerin ortaya çıkmasının ardından tüm sınavları mercek altına aldı. 2010 KPSS sorularının sızdırılmasına ilişkin ilk davasını açan ve 2012 Komiser Yardımcılığı Sınavı, 2012 Avukatlıktan Hakimliğe Geçiş Sınavı, 2012 LYS ve 2014 KPSS’ye ilişkin soruşturma başlatan Başsavcılık, itiraf mektupları ve ihbarlar üzerine 2012 Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitim Giriş Sınavı (ALES) ile ilgili de harekete geçti.

Başarısı bir yılda dörde katlandı!

Akademik kadrolara kendi elemanlarını yerleştirmek için paralel yapının hedef aldığı 2012 ALES’e ilişkin başlatılan soruşturma kapsamında emniyete talimat veren Başsavcılık, sınavda alınan yüksek puanların incelenmesini istedi. Bu kapsamda, yüksek puanlara imza atanların 2012 ALES puanı ile geçmiş yıllardaki sınav puanları karşılaştırıldı. 2012 yılındaki sınavdaki başarılarında kendi yeteneklerinden başka dış faktörlerin etkili olduğu kanaatine varılan adayların isimleri ise soruşturma dosyasına “şüpheli” olarak girecek. Savcılık, 2012 ALES soruşturmasında şüpheli olarak yer alan bir kişinin sınavını inceledi. Buna göre, 2011 ALES güz döneminde 23,5 puan alan şüpheli, 2012 bahar döneminde 43,5, 2012 ALES güz döneminde ise 93,5 alarak dikkat çekici bir başarıya attığı görüldü.

KPSS’cilerle irtibatları var

Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçları Soruşturma Bürosunca yürütülen soruşturmada şu an 9 şüpheli bulunuyor. Dosyaya şüpheli olarak giren kişilerin HTS kayıtlarına da bakıldı. Yapılan incelemede, söz konusu şüphelilerden bazılarının, Cumhuriyet tarihinin en büyük soru hırsızlığı olarak gösterilen 2010 KPSS dosyasında yer alan bazı şüphelilerle telefon irtibatı olduğu tespit edildi. Ankara Savcılığı, 2012 yılındaki KPSS’yi de incelemeye aldı. 2012 KPSS’de salon görevlileri tarafından kopya çekerken suçüstü yakalanan M.K., soruşturmanın en önemli şüphelilerinden biri olacak. M.K.yı suçüstü yakalayan öğretmen S.Ö., ifadesinde “Şüphelinin kopya çektiğini, kopya kağıdındaki yazılardan cevap anahtarının şifrelendiğini fark ettim. Konuyu salon sorumlusu olan C.B.ye aktardım” demişti

Kaynak: Yeni Şafak (http://www.yenisafak.com/gundem/soru-hirsizligi-alese-sicradi-2378283)

26 Aralık 2015 Cumartesi

Sessizliğin Dili

FETO/PDY’nin hakkımda verdiği gıyabi cezanın infazının başlangıcı olarak kabul ettiğim Erciyes Üniversitesindeki yüksek lisansım sırasında dikkatimi en çok çeken hususlardan birisi de içerisinde ciddi eleştiri, tepki ve yer yer de suçlamaların olduğu mektup ve dilekçelerimin garip bir sessizlik ve tepkisizlikle karşılanması olmuştu.

Aşağıda yer verilen mektup da bunun ilk örneklerindendir. Mektubun muhatabı, sözlü veya yazılı hiçbir geri bildirimde bulunmamıştır.

Sayın Hayrettin Eren,
Eylül 2008’de ertelenmiş bir ideal olarak başladığım, önemseyip ciddiye aldığım; bu nedenle özverinin anlamını daraltıp bir anlamda kendimi adadığım bir sürecin bu noktaya gelmiş olması, elbette ki bu sürecin ve kararlarımın gözden geçirilmesini gerektirse de bu sonuçta payı ve katkısı olanların da sorgulanması bir zaruretti benim için…
Sayın Eren,
Zatıalinizin bölüm başkanlığını yaptığı kamu hukuku gibi bir alanda yüksek lisans eğitimi vermek, hiç kuşkusuz bir övünç kaynağı olduğu kadar ciddi de bir sorumluluk gerektirir. Bu sorumluluk, bölüme öğrenci seçilmesinden okutulacak derslere, öğretim üyelerinin yeterliliğinden sınavların değerlendirilmesine kadar kapsamlı ve ağır bir sorumluluktur. Dilerim siz, öz hesabınızı yaparken bu sorumluluğu layıkıyla yerine getirmiş olmanın verdiği hazzı ve hafifliği duyumsayarak yaşarsınız.
Ancak belki bu konformizmi bozmak pahasına, bu süreçten etkilenmiş ve mağdur olmuş birisi olarak söylediklerime kulak kabartma, mümkün olursa bir duygudaşlık girişiminde bulunma ihsanında bulunursanız sevinirim.
Sayın Eren,
Siz bir hukukçusunuz, üstelik bir kamu hukukçusu olarak adalet ve eşitlik gibi kavramlara aşina olmanın ötesinde vâkıfsınız, bu nedenle bu yazının temasını oluşturan bu iki kavramı gönül rahatlığıyla kullanabileceğimi düşünüyorum.
Sürecin en başından başlayıp gözlemlerimi anlatmak, vaktinizi almak arzusunda değilim; esasen bunu yapacak kadar malzemeye sahip olsam da ve bunlar beni içten içe rahatsız etse de şimdilik bunu ertelemek zorundayım. Ancak sondan başlayarak bir iki tespit yapmak; meramımı anlatmak açısından en evla yol olacaktır muhtemelen…

Sınava giren her öğrencinin tam puan (100) aldığı ilginç bir sınav!
Bildiğiniz gibi yıl sonu sınavları, bir takım tatsız olaylar ve gelişmeler eşliğinde, tarihi bilindiği halde apansız yapılmış gibi bir ambiyans içerisinde idrak edildi. Hatta haddini ve yerini bilmeyen kimi densizler bunu benim üzerime yıkıp başarılarına/başarısızlıklarına sükseli bir ambalaj yaptılar. Tüm bu süreç yaşanırken siz, özenle bunun dışında kalmayı tercih ettiniz; inisiyatif kullanması gereken taraf olarak, bitaraf kaldınız ve sanırım siz de olup bitenden beni sorumlu tutmuş olacaksınız ki üç puan eksikle bir dersten kalmak gibi ağır bir bedeli bana ödetmekte sakınca görmediniz.
Sayın Eren,
Söz buraya gelmişken vurguyla belirtmek gerekir ki gerek bu dönem gerekse geçtiğimiz dönem sınavlarda yaptığınız ekstrem değerlendirmelerin son ve çarpıcı örneğini şahsıma karşı sergilediğinizi düşünüyorum. Elbette ki büyülü sözcük “takdir hakkı” imdada yetişecek, söze noktayı koyacaktır; ama kanımca takdirin olduğu her yerde adalet ve eşitlik, tazyik ve tehdit altındadır. İşte bu yüzden nerede bir takdir varsa orada bir haksızlık filizlenir diye kaygılanırım. Ne yazık ki bu kaygımın gerçeğe dönüşmesini acı şekilde bir yaşayarak öğrenmiş oldum.
Sayın Eren,
Eğitim hayatım boyunca -çok sayıda olmasa da- sürprizle karşılaşıp beklemediğim notlar aldığım olmuştur ama bunların hepsinin bir açıklamasını yapabilmiştim kendime. Zaten çoğu kez iyi veya kötü alacağım notu öngörebiliyordum, bu nedenle lisans eğitimim sırasında bir kez bile itiraz hakkımı kullandığımı hatırlamıyorum.
Aradan geçen yıllara rağmen fakültenizdeki eğitimim sırasında da -sizin derslerinizi saymazsak- bir şaşkınlık yaşamadım. Beni şaşırtan, bana verdiğiniz puanlardan çok genel değerlendirmenizdi; öyle kişiler öyle notlar alıyordu ki şaşırmamak elde değildi. Söz gelimi “Kamu Malları” dersinden geçer not alan arkadaşların en az yarısının meşru yollardan saptığına bizzat gözlemleyerek şahit olmuştum. Adeta kâğıtlar değil de kişiler not alıyor gibiydi. Oysa derslerinizdeki etkinliklerinden, yaptıkları sunumlardan herkesin durumu hakkında az çok bir kanaatiniz oluşmaması mümkün değildi. Nitekim sonuçlardan da bu kanaatin oluştuğu belli oluyordu ama bunun ölçütlerinin ne olduğunu kestirmek neredeyse imkânsızdı!

Yukarıdaki örnekte herkese 100 tam puan veren öğretim üyesi,
bütünleme hakkı verilmeyen bu dersin sınavında ise
sadece “3” puan ile geçer not vermemiştir.
Sayın Eren,
Bir sınavı, namus ve şeref sözü alarak gözlemcisiz yaptırmak, sonra da bazı işbirlikçilerden sınavda namus ve şeref hassasiyeti düşük kişiler olduğu bilgisini alıp “tepkiyle” bu dersten herkese tam puan (100) verip öteki dersten de birer ikişer puanla geçer not vermemek, gerçekten açıklamaya muhtaç bir tepkidir, davranıştır ve başta adalet olmak üzere bilim ahlakı, ciddiyeti ve saygınlığı içerisinde asla geçer not alamayacak bir tutumdur. Üstelik bu uygulamanızla tepkinize neden olan kişiler (ki bunlara gedikli kopyacılar demek daha doğru olur) her iki dersten de geçer not alırken benim gibi birkaç “masum” ise birkaç puanla mağdur edilmiştir.
Sayın Eren,
Ancak üzülerek gözlüyorum ki tüm bunlar bir yana zatıaliniz nezdinde sıradan bir öğrenci olarak dahi hiçbir değerim yokmuş! Öyle olmasa, sınav sonucuyla ilgili sizinle görüştüğümde, sonuçların bir “tepki” olduğunu ifade etmeniz üzerine, “yüksek lisansı bırakacağımı” söylediğimde “Takdir sizin!” gibi bir cevapla beni yalnız bırakmazdınız. Oysa bölümdeki en yüksek ortalamaya sahip, mümkün olduğu ölçüde derslerini takip eden, sunumlarını ciddiyet ve özenle yapan bir öğrenci olarak böyle bir tepkiyi hak ettiğimi hiç düşünmemiştim. Bu tavrınız yüksek lisansı bırakma kararımdan daha ağır, daha yaralayıcı olmuştu benim için… Bir bölüm başkanı, başarılı sayılabilecek bir öğrencisinden bu kadar kolayca vazgeçebiliyor, asgari insani bir tepkiyi bile ondan esirgiyorsa, bunun kişisel nedenlerden başka bir açıklaması olamazdı!
Sayın Eren,
Adalete hayatın en büyük değeri olarak iman etmiş; adaleti, yaratılışın, varlığın ve yokluğun temeli olarak görmüş birisi olarak, tepkinizi gözden geçirip bir duygudaşlık denemesinde bulunmanız umut ve temennisiyle kaleme aldığım bu yazımın, mağduriyetime/mağduriyetlere yol açan kararınızı gözden geçirmenize vesile olmasını diliyorum.
05 Haziran 2009  08:45 - Malatya
Görüldüğü gibi mektupta önemli şikâyet ve suçlamalar vardır ve mektup bu yönüyle insani, ahlaki ve hukuki açıdan kayıtsız kalınacak nitelikte değildir. Ne var ki mektubun muhatabı hiçbir tepki vermemiştir. O tarihlerde anlam verilemeyen bu sessizliğin, “tepki biriktirme ve ceza artırma” gibi önemli bir anlamı olduğunu idrak etmek içinse bu sürecin yaşanması gerekiyormuş!

21 Aralık 2015 Pazartesi

Gıyabi Bir Cezanın İnfazı Başlarken...

Aslında başlangıcı çok eskilere, 1980’li imam-hatip yıllarına dayansa bile “Fetullahperestler”in hedefi hâline gelmem, akademik hayatın kapısını zorladığım 2009 yılına rastlar.

Mensuplarını kolayca tanımam, haklarında isabetli tahminlerde bulunmam; hak etmeden aldıkları puanları, kazandıkları sınavları etrafta ulu orta seslendirmem, önemli görevlerdeki yöneticilerine sert ve ısrarlı eleştiri yazıları yazmam -şimdi anlıyorum ki- önce can sıkmış; sonra da imlenip hedefe konulmama yol açmış!



2008-2009 yılında Erciyes Üniversitesinde başladığım lisansüstü eğitimim sırasında ilk emareleri ortaya çıkan, zamanla da yerini bariz bir öfke ve kine bırakan “Fetullahperest” tepki, maalesef daha o yıllarda maksadında muvaffak olmuş ve maddi/manevi ciddi özveriyle yaklaşık bir yıl boyunca yürüttüğüm lisansüstü eğitimimden vazgeçmeme yol açmıştır. İşte o süreçten bir kesit:
Değerli Kasım Hocam,
Önce Hayrettin Bey, ardından Hakan Bey ve son olarak Cengiz Bey yüksek lisans macerama son noktayı koydular. Böyle koca koca adamların hepsi de haksız olacak değil ya! Demek ki sorun bende!
Doğrusu, ben de nasıl başardı isem 3,10’luk ortalamayı 2,72’ye düşürdüm. Hayata Karşı Suçlar dersinin ara sınavından 40 puan, Hükümet Sistemleri dersinin yılsonu sınavından 67 puan aldım ve her iki dersten de ucu ucuna 70 ve 73 ile geçtim. Kopyacı kamu görevlileri de beni geçti: 80’ler, 100’ler, Allah ne verdiyse...
Böyle puanlar ve ortalamalarla doktoraya başvurmak abesle iştigal olacağına göre yüksek lisansa veda etme zamanı gelip çattı benim için... Verdiğim kâğıtları, verilen kâğıtları biliyorum; kimin nasıl hangi puanları aldığını da! İnanırsınız, inanmazsınız bilemem; ama ben, bu puanları ve bu ortalamayı hak ettiğime hiç inanmıyorum! Tıpkı gedikli kopyacıların aldıkları puanları hak etmediklerini bildiğim gibi... Bu yüzden içim rahat; ama öfkem büyük! Bana reva görülene aynıyla karşılık vereceğim muhakkak!
22 Haziran 2009 17.22 - Malatya
Gerçekten de bu mesajı yazdıktan kısa bir süre sonra, epeyce sıcak bir yaz (ramazan) günü, kırmızı halı serili makam kapısından girişe izin verilmediği için çevresini turlamak zorunda kaldığım rektörlük binası ve ilk kez gördüğüm kütüphaneleriyle Erciyes Üniversitenin kampüsünü uzunca bir süre dolaştıktan sonra bırakmıştım “çocuksu” bir heyecanla başladığım yüksek lisansı…

O zamanlar bunu bir şanssızlık olarak görmüş, münferit ve bireysel olduğunu düşünmüş; hatta buna sebep olanlara gösterdiğim tepkiyi “sert” bularak kendimi suçlamıştım. Ancak bugün anlıyorum ki aslında tüm bunlar, Fetullahperest’lerce gıyabımda verilmiş bir cezanın infazının ayak sesleriymiş; lakin ben fark etmemişim...

16 Aralık 2015 Çarşamba

ÖSYM Soruları FETÖ/PDY Dershanelerine Dağıtılıyordu

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 10 Temmuz 2010’da yapılan Kamu Personel Seçme Sınavı (KPSS) sorularının sızdırılmasına ilişkin 230 şüpheli hakkında hazırladığı iddianamede, bazı tanıkların soruların sızdırıldığına ilişkin beyanları da yer aldı.

Cumhuriyet Savcısı Yücel Erkman’ın hazırlayarak, Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesine geçen hafta gönderdiği iddianamede, beyanı özetlenen tanıklardan birisi de öğretmenlik yapan F.N.G. oldu.

F.N.G.nin, soruşturma sürecinde ÖSYM’ye internet üzerinden ihbarda bulunduğu bildirilen iddianamede, bunun üzerine savcılığın talimat yazdığı Aydın Emniyet Müdürlüğünün 20 Nisan 2015’te ifadesini aldığı belirtildi.

F.N.G.nin özetlenen beyanında, lise arkadaşı olan ve iddianamede şüpheliler arasında yer almayan Arzu D. ile 2010 baharında Eryaman’da karşılaştığını ve sohbet sırasında KPSS’ye hazırlandığını söylediğini aktardı. Arzu D.nin teklifiyle sınava birlikte çalıştıklarını anlatan F.N.G. “Bir ay Arzu D.nin evinde, günde 2-3 saat çalıştıklarını, diğer süreleri Eryaman’da öğretmen grubunun ablası olduğu için sohbetlerde geçirdiğini” ifade etti.

Amaca giden her yol mubahtır

Arzu D.nin, “Hocaefendi ‘Bizim milli eğitime girmemiz lazım, milli eğitimin suyu çıkmış. Amaca giden her yol mubahtır. Girin de nasıl girerseniz girin’ dedi” ifadelerini kullandığını anlatan F.N.G. özetle şu beyanı verdi:
“Sınava hazırlanırken Arzu D.nin altyapısının olmadığını gördüm. Bu süre içerisinde Sincan’daki Maltepe Dershanesinde 4-5 kez deneme sınavına girdik. İkisinde 54 ve 57 aldığını kesin biliyorum. Diğer iki sınavda da 60-63 arası puan aldı. Ben 70-75 arası puan aldım. Sınava 10 gün kala Ankara Kolej civarında bir dershanenin deneme sınavına gireceğini söyledi. Sınavdan birkaç gün önce kendisiyle telefonla görüştüm. Birbirimize başarı dileyerek, telefonu kapattık. 2010 KPSS’den sonra telefonla görüştük. Sınavın zor olduğunu, çok yüksek not alamayacağımı, maksimum 70 civarında bir puan geleceğini düşündüğümü söyledim. O, ‘Ben hiç zorlanmadım. 120 soruda 120 soruyu doğru yapmış olabilirim’ dedi.”
Sonuçlar açıklandıktan sonra konuştuğu Arzu D.nin 97 aldığını söylediğini bildiren F.N.G. “Bu cevabı duyunca şok oldum. Nasıl yaptığını sordum. ‘Allah zihnimi açtı, hepsini tıkır tıkır yaptım’ dedi. Bunun üzerine ‘Kopya mı çektin diye?’ sorduğumda, bir şey söylemeden telefonu yüzüme kapattı” dedi.


Sınavda kopya çekildiği konusu gündeme gelince, bir internet sitesine bu olayı isim vermeden yazdığını, yarım saat sonra Arzu D.nin kendisini aradığını ve “Eşim bana seninle ilgili bir şey yazılsın, bak ben o yazanı süründürürüm” dediğini savunan F.N.G. görüşmeye son verdiklerini ve sonraki dönemde ona ulaşamadığını bildirdi.

F.N.G. 2009 sınav sonucuna göre Van’da sözleşmeli olarak göreve başladığını, Arzu D.nin ise KPSS’de genel kültür-genel yetenek bölümü iptal edilmediği için 89 puanla atandığını belirtti.

Tanık F.N.G. “Arzu D.nin sınav sorularını nasıl ele geçirdiğini bilmediğini ama sınav sorularını bir şekilde elde ettiğini, cemaat ile bağlantısı olduğu için cemaatten almış olabileceğini düşündüğünü” beyan etti.

Hiç çalışmadan 97 puan aldım

İddianamede, internetten ihbarda bulunan polis memuru S.B.nin de 21 Mayıs 2015’te ifadesinin alındığı belirtildi. Buna göre, S.B. 2003’te Samsun 19 Mayıs Üniversitesi Fen Bilgisi Öğretmenliği bölümünden mezun olduğunu, 2008’e kadar çeşitli dershanelerde öğretmenlik yaptığını, 2009’da polis memuru olduğunu anlattı.

S.B. 2010’da Fetullah Gülen grubuna ait, o zamanki adı Maltepe Dershanesi şimdiki adı FEM Dershanesi olan dershanenin KPSS kursuna resmi kayıt yaptırmadan 500 lira karşılığı gittiğini ifade etti. Soruşturmaya konu 2010 KPSS’ye girdiğini ancak düşük puan aldığından atanamadığını bildiren S.B. şüphelilerden “terör örgütü kurmak ve yönetmek” ile suçlananlardan Nebil Ekiz’in Maltepe Dershanesi KPSS bölümünün müdürü, Ramazan Gözel’in müdür yardımcısı olduğunu ve edebiyat derslerine girdiğini, “terör örgütüne üyelik” ile suçlanan eşi Sara Gözel’in ise matematik dersleri verdiğini aktaran S.B. şu beyanı verdi:
“KPSS sonuçları açıklandığında, T.C. kimlik numaralarını bildiğim (sanıklar) Nebil Ekiz, Ramazan Gözel ve Sara Gözel’in sonuçlarına baktım. Üçünün de 95 ve üzeri puan aldıklarını gördüm. Sınav dökümlerini çıkarttım; ancak sinirlenip yırttım. Nebil Ekiz’in yanına giderek, ‘Hocam ben yıllardır KPSS’ye girerim ancak bir türlü atanamadım. Siz ve Ramazan Gözel’in eşi Sara Gözel nasıl oluyor da 95 üzeri puan alıyorsunuz’ dedim. Bana, ‘Seni biz polis yaptık. Hakkınla mı polis olduğunu düşünüyorsun?’ dedi. ‘Abi siz soruları bir yerden mi aldınız?’ dedim. Hiçbir şey söylemedi. Sinirlenip çıktım. Ben, hakkımla polis oldum.”
Usulsüzlük haberleri üzerine KPSS Eğitim Bilimleri testinin iptal edildiğini, dershanelerinin tekrar KPSS dersleri vermeye başladığını ifade eden S.B., Sara Gözel’in derste “Arkadaşlar sorular ne kadar kolaydı. Ben hiç çalışmadan 97 puan aldım. Bana tercih konusunda fikir verebilir misiniz?” dediğini söyledi.

O dönemde, “Ağabey iki tane özürlü çocuğun var. Haksız yere atanıyorsun. Bu çocuklara haram lokma yedirme” dediği Ramazan Gözel’in “kıpkırmızı olduğunu” ve kendisine “Bugüne kadar hep sol kesim atandı. İnançsız insanlar kurumlara yerleşti. Bizim de oralarda olmaya hakkımız yok mu?” dediğini iddia eden S.B. Gözel çifti ile Ekiz’in, iptal üzerine yenilenen Eğitim Bilimleri sınavına girmediklerini anlattı.

Cemaat mensuplarına dağıttım

S.B. Ramazan Gözel’in 2010 KPSS’den sonra kendisine dershanede, “Sorular (sanık) Yusuf Rodoplu’dan Nebil Ekiz’e geldi. Ekiz de bana verdi. Ben de eşime ve bölgedeki diğer cemaat mensuplarına dağıttım” dediğini öne sürdü.

Ekiz’in, “Bana ağabeyler tercih yaptırmadı. ‘Senin hizmetine ihtiyacımız var’ dediler” ve “Sen bu işin üzerine gidersen seni attırırım. Emniyette çok güçlüyüz” dediğini iddia eden S.B. korktuğu için olayın üzerine gidemediğini, zira o dönemde Gülen cemaati mensuplarının emniyet ve birçok kurumda çok güçlü olduklarını, istese bir hafta içinde tayininin çıkartılabileceğini söyledi.

Soruları tüm ülkeye dağıtanın Yusuf Rodoplu olduğunu savunan S.B. “Kayseri’deki Özel Kılıçarslan Lisesi’ndeki öğretmenlerin tamamına yakınının da Rodoplu’nun verdiği sorularla atandıklarını” iddia etti.

1 milyon dolar para topladım

Cumhuriyet Savcısı Yücel Erkman’ın Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesine geçen hafta gönderdiği iddianamede beyanına yer verilen tanıklardan M.E. üniversiteye hazırlanırken Fetullah Gülen ile irtibatlı Yozgat Maltepe Dershanesine devam ettiğini, üniversite yıllarında Gülen bağlantılı ev ve yurtlarda kaldığını, Bursa’da “öğrenci imamlığı ve abiliği” yaptığını anlattı.

Ankara’ya 2004’te geldikten sonra bazı kişilerin verdiği listeler doğrultusunda “çantacılık” yaptığını, yani Fetullah Gülen adına Çankaya, Ostim, Ulus bölgelerindeki esnaf, memur ve vakıflardan para topladığını bildiren M.E. yıllık ortalama 1 milyon dolar para topladığını ve bunu da elden teslim ettiğini belirtti.

Cemaat içindeki bazı kişilerle tartıştıktan sonra izne ayrıldığını, döndüğünde “çantacılık”tan “kayıt memurluğu”na düşürüldüğünü ifade eden M.E, şunları kaydetti:
“Mamak Caddesi’nde faaliyet gösteren Maltepe Dershanesinde 2008, 2009 ve 2010’da kayıt memuru olarak çalıştım. Bu dershanedeyken Mamak’ta üniversite sınavına giren tüm öğrencilerin adres, cep numarası, veli bilgileri ve kütüklerini gösteren listeler bize gelirdi. Bu listeler ÖSYM’de çalışan, kim olduğunu bilmediğimiz cemaat mensubu üyelerden Yusuf Rodoplu’ya gelir, bu kişi Fetullah Gülen’e bağlı İç Anadolu dershaneler imamı Paşabey Kaya’ya bu bilgileri verir, bu kişi de dershane müdürlerine bilgileri gönderir. Türkiye genelinde yapılan birçok sınav soruları da öğrenci bilgileri gibi bu silsileyi takip ederek belli başlı dershanelere gelir.
Fetullah Gülen örgütünün temel yapısında tüm sınavları takip eden imam ve bölge imamları var. Genelkurmay arşivinde çalışmak üzere tarih mezunları alınacağının cemaat tarafından takip edildiğine tanık oldum. 2007 ya da 2008’de bu sınava bunların telkiniyle katıldım ancak kazanamadım. Kazanan başka bir cemaat üyesi oldu.”
Cemaatte kendini gizleme çok önemlidir

M.E. 2005’te “kendilerinden sorumlu imamın” söylemesi üzerine polislik mülakatına girdiğini belirtti. “İmam”ın, cemaat üyelerinin listesini Ankara emniyetinde görevli cemaat üyelerine verdiklerini söylediğini anlatan M.E. şu ifadeleri kullandı:

“Mülakata girişte polis memuru ismimi sordu. Sonra elinde bulunan mülakat kartlarından kolay olan birini bana seçtirdi. Soru çok kolaydı. Soruyu cevapladım. Diğer adaylara komisyon başka yerden kart çektirdi. Aralarındaki konuşmalardan mülakattaki soruların zor olduğunu öğrendim. Burada bizim cemaat üyelerinin farklı muameleye tabi olduklarına şahit oldum. Ayrıca komisyon karşısında bizim bedeni yapımıza baktıklarında yüzümde bulunan ufak bir izi komisyondan bir üye fark etti. Ancak diğer iki üye konuyu tamamıyla geçiştirdi. Mülakatı bu şekilde geçtim. Beden eğitimi sınavında da bazı kulvarları geçemediğim halde bana komisyonda tolerans sağladılar ve ben polisliği bu şekilde kazandım. Polis okulunu, intibak eğitiminden sonra kendi isteğimle bıraktım.
Polis kolejleri ve askeri liselere girecek öğrenciler cemaat evlerinde kalmaktaydı. Dershaneye kayıtları yapılmazdı çünkü cemaat bağının ortaya çıkması engellenmiş olurdu. Bu öğrencilere sınavdan önce sorular test adı altında verilir ve ezberletilirdi. Polis ve askeri liselere özellikle seçtikleri gariban çocukları sokarlardı. Polis ve askeri liselere cemaatçe çok önem verilir. Gözü bozuk bir öğrencinin gözünün çizdirildiğini biliyorum. Çünkü hastane parasını ben vermiştim. Kilolu bir çocuğun zayıflatılarak astsubay olmasının sağlandığını da biliyorum. Ailelere ve çocuklara, ‘Konuşmalarınızda Atatürk’ü kullanın. Atatürk’ten övgüyle bahsedin. Atatürk’ü sever görünün’ diye tembihleniyordu. Cemaatte kendini gizleme, kamufle etme çok önemlidir. Solcu gibi görünmek, çene sakalı bırakmak, kot pantolon giymek, sigara içmek serbest bırakılır ve hatta özellikle istenirdi. Bulunan kuruma, yere göre giyinmek gerekirdi. Camiye, cumaya gitmek yasaktı. Özellikle askeri okul, polis akademisinde öğrenci olanların cemaate ait kırtasiye mağazasına dahi gitmeleri yasaktı.”
M.E., Gülen cemaatinin, devletin belirli stratejik organlarına girebilmek için ÖSYM ve diğer tüm kurumların sınav sorularını önceden, yine sınavı yapan kurumlara yerleştirdikleri cemaat üyeleri vasıtasıyla ele geçirip, bunları üyelere ezberlettirerek sınavı kazandırdığını, bu şekilde cemaat üyelerinin devletin organlarına yerleştiklerini anlattı.

Bütün kurumların mülakat ve beden eğitimi gibi sınav komisyonlarında da cemaatin üyelerinin olduğuna işaret eden M.E. “Bizlerden sorumlu imamlar bir kurumda sınav açılacağı zaman içimizden şartları tutan ve cemaat mertebesinde kendilerine tamamıyla biat edecek cemaat üyelerini sınavdan haberdar ederek, kendilerine ait yurtlarda sınava hazırlar. Muhakkak suretle sınav yapılmadan önce birkaç tane, sınav konularıyla ilgili deneme adı altında tüm sorular çözdürülür. Sınavda da bu sorular bire bir çıkar. Özellikle polis okullarıyla ilgili açıktan cemaat üyelerinin akrabalarının da dâhil olduğu isimleri imamların topladığına birçok kez şahit oldum. Benim de bulunduğum ortamlarda, cemaate bağlı dershanelerdeki müdürler toplantısında, ‘Çevrenizde polis memuru olabilecek cemaatçi veya cemaate sempati duyan varsa isimlerini bildirin, polis yapalım’ diyorlardı” şeklindeki görüşlerini paylaştı.

Cemaatin, üniversite akademik sınavlarında kullanılmak üzere bir “tez havuzu” bulunduğunu savunan M.E. Türkiye veya yurt dışındaki bir üniversitede akademik faaliyet yürüten bir kişinin, tez lazım olduğunda, “havuz”dan aldığı tezi kullanabildiğini öne sürdü.

ÖSYM soruları cemaat dershanelerine dağıtılıyordu

ÖSYM’deki yapılanmaya ilişkin M.E. şu beyanda bulundu:
“Daha önce kuruma yerleştirdikleri cemaat üyelerince ÖSYM’nin yaptığı tüm sınav sorularının sınav yapılmadan önce ÖSYM’den çıkarıldığını ve bir şekilde eğitim imamı Yusuf Rodoplu’ya ulaştırılıp onun vasıtasıyla 81 ildeki cemaatin dershanelerine dağıtıldığını biliyorum. Cemaat dershanelerine haliyle okul öğrencileri kayıtlı veya kayıtsız gidebilmekteydi. Sınava 20 gün kala dershanelerde dersleri bitiriyorduk ve öğrencilere denemeler yaptırıyorduk. Normalde denemeler lisanslı, üzerinde dershanelerin logosu bulunan kitapçıklardan oluşur. Ancak sınava 20 gün kala, bu süre zarfında cemaat imamları çanta içerisinde herhangi bir logo bulunmayan, adi kağıttan oluşan fotokopi soruları getirmekte, biz de dershanede öğrencilere bunları çözdürmekteydik. İşte bu adi kâğıttan oluşan imamların çanta içerisinde getirdiği sorular, sınavlarda çıkan sorulardır. Sınavdan önce elde edilen sınav soruları aynı zamanda cemaat evlerine de dağıtılmaktadır. Öğrenciler bu soruları ezberlemekte ve sınavda da aynı sorular çıktığı için başarılı olmaktadırlar. Sınavlardan önce sorular bu şekilde elde edilip öğrencilere verilmiş olmaktadır.”
M.E. 2007-2008’den itibaren lise ve üniversitelere giriş için yapılan tüm sınavlardaki soruların Gülen cemaatine bağlı Maltepe, Anafen, FEM dershanelerinde “deneme sınavı” adıyla öğrencilere çözdürüldüğüne dikkati çekerek, şu ifadelere yer verdi:
“Bu nedenle genelde il birincileri, Türkiye birincileri veya derece yapanlar Fetullah Gülen’e bağlı dershanelerden, dolayısıyla okullarından çıkmaktadır. Her sene farklı ilden sınav birincilerinin çıkması sağlanmaktadır. Çünkü bir il, örneğin Ankara hep birinci çıkarırsa bu sefer İstanbul, İzmir gibi büyük şehirlerde cemaat dershanelerine talep düşmektedir. Türkiye genelinde cemaat dershanelerine talebi her yıl sıcak tutmak için yıl birincileri farklı illerden kazanacak şekilde sorular ayarlanmaktadır. Bu şekilde de çok yüksek miktarda gelir elde edilmektedir. Örneğin görev yaptığım Maltepe ve Anafen dershanelerinde o kadar fazla taleple karşılaşıyorduk ki sınıflar yetmiyor, öğrencileri mescide dahi alıyor, her tarafı sınıf yapıyorduk. Veliler dershanenin istediği parayı bu nedenle yüksek de olsa ödemekteydiler. Yusuf Rodoplu (eğitim imamı), Cemil Koca (Ankara ve İç Anadolu bölgesi imamı) ve Paşabey Kaya (İç Anadolu dershaneler imamı) sınav sorularının sınavdan önce dershanelere dağıtımını sağlamaktaydılar.”

14 Aralık 2015 Pazartesi

FETÖ/PDY'nin Şifreleri

Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasına (FETÖ/PDY) yönelik operasyonlarda, örgütün işleyişi de bir bir gözler önüne seriliyor. Elebaşı ABD’de yaşayan örgütün, Baş Yüceler Şurasından Yüksek İstişare Heyetine, himmet toplayanlardan kimlerin nereye atanacağına karar verenlere kadar geniş bir yelpazede yapılandığı görülüyor.

AA muhabirinin emniyet yetkililerinden aldığı bilgilere göre, devletin, tüm birimleri ile topyekûn mücadele ettiği FETÖ/PDY’ye yönelik operasyonlar, örgütün yapısını ve işleyişini de deşifre ediyor. Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerinin 17-25 Aralık operasyonlarından sonra yaptığı başarılı çalışmalar da bu yapının deşifresinde önemli rol oynuyor.

Gülen’in en tepede yer aldığı örgüt şemasında  “Baş Yüceler Şurası” ve “Yüksek İstişare Heyeti” gibi kontrol mekanizmaları bulunuyor. Buralarda  alınan kararlar, “imamlar” aracılığıyla duyuruluyor. Kararlara uyulup uyulmadığı ise yine “üst akıl” tarafından takdir edilen ve güvenilen kişilerden oluşan “denetmenler” aracılığıyla takip ediliyor.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü FETÖ/PDY ana soruşturması kapsamında, hakkında yakalama kararı bulunan ve yurtdışında olduğu bilinen Fetullah Gülen birinci sırada yer alıyor.

Emniyetin yaptığı soruşturmada FETÖ/PDY lideri Fetullah Gülen’in mesleği kayıtlarda: yazar, bestekâr, heykeltıraş, karikatürcü, gravürcü, ebru sanatçısı ve emekli vaiz olarak geçiyor.

Emniyetin soruşturmasında, Amerika’da Gülen’in yanında olduğu değerlendirilen Cevdet Türkyolu’nun, FETÖ/PDY’in ikinci adamı olarak bilindiği ve örgütün illegal alanlarının sorumlusu olduğu belirtiliyor. Fetullah Gülen’in en mahrem sırlarını bildiği ve örgütün illegal para kasasını tuttuğu belirlenen Türkyolu, Gülen’in korumalığını yapıyor ve aldığı talimatları örgüt üyelerine iletiyor.

Gülen ile akrabalık ilişkileri de bulunan Türkyolu, Gülen’in kardeşi Seyfullah Gülen’in kızı Mebrüke Türkyolu ile evli. Türkyolu ayrıca açık kaynaklarda örgütün kaset ve ses montajlama işini yaparak bilgi işlem kısmı sorumlusu olduğu değerlendirilen Emre Erus’un da dayısı.

FETÖ/PDY içerisindeki kilit isimlerden biri de Mustafa Özcan. Gülen ile doğrudan bağlantı kurabildiği belirlenen Özcan, örgütün içerisinde ikinci lider ve fiili örgüt yöneticisi olarak biliniyor.

Gözaltına alınanların ifadelerine göre 28 Ağustos 2015’te yurtdışına çıktığı tespit edilen Mehmet Ali Şengül’ün, örgütün eski Türkiye İmamı olduğu ve Gülen ABD’ye gittiğinde yerine vekil olarak geçtiği kaydedildi.

“Baş Yüceler Şurası”

FETÖ/PDY'ye bağlı Turgut Özal Üniversitesinin mütevelli heyetinde görev yapan İsmet Aksoy’un, örgütün Türkiye mütevelli heyeti içerisindeki finansal sorumlulardan olduğu, Asya-Avrupa-Afrika kıtalarında örgütün sorumlu denetçisi olarak görev yaptığı, örgütün “Baş Yüceler Şurası”nda yer aldığı ve FETÖ/PDY içinde emniyet imamlığı yapan ve 05 Şubat 2014’te yurtdışına kaçan Osman Hilmi Özdil’i yönettiği tespit edildi.

“Tayin ve İstişare Heyeti”

Örgüt içerisinde ismi ön planda olan kişilerden biri de Mehmet Erdoğan Tüzün. 01 Ekim 2015’te Türkiye'yi terk ettiği ifade edilen Tüzün'ün, örgütün en yüksek karar mercii olan “Tayin ve İstişare Heyetinde” yer aldığı emniyet kayıtlarında mevcut. Aynı heyet içinde 06 Ağustos 2014’te yurt dışına çıkış yaptığı belirlenen Kaynak Holding Yönetim Kurulu Başkanı Naci Tosun da bulunuyor.

Yargıdan sorumlu imamlar

Kayıtlara “esnaf” olarak geçen ve 08 Ağustos 2014’te yurt dışına kaçtığı belirlenen Ahmet Kara’nın, FETÖ/PDY’nin yargıdan sorumlu imamı olduğu, yargı organlarındaki FETÖ/PDY elemanlarına Fetullah Gülen'in bilgisi dahilinde doğrudan talimat vererek davaların sonucuna etki ettiği tespit edildi.

Yargıdan sorumlu ikinci imam olduğu belirlenen Osman Karakuş ise 22 Eylül 2015’te yurt dışına çıkış yaptı. Karakuş’un Emniyet Genel Müdürlüğü 1. Hukuk Müşavirliği ve bir dönem Türkiye Futbol Federasyou (TFF) Tahkim Kurulu Üyeliği ile Polis Bakım ve Yardım Sandığı (Pol-San) Yönetim Kurulu Başkanlığı yaptığı tespit edildi.

KPSS soruşturmasının da kilit ismi

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Memur Suçları Soruşturma Bürosunca yürütülen soruşturma kapsamında 2010 KPSS sınavına yönelik yürütülen soruşturmada hakkında gözaltı kararı çıkartılan Mehmet Hanifi Sözen’in, 29 Kasım 2014’te yurt dışına kaçtığı kayıtlara geçti. Sözen’in Turgut Özal Düşünce ve Hamle Derneği Başkanlığı’nı yaptığı da belirtildi.