21 Aralık 2015 Pazartesi

Gıyabi Bir Cezanın İnfazı Başlarken...

Aslında başlangıcı çok eskilere, 1980’li imam-hatip yıllarına dayansa bile “Fetullahperestler”in hedefi hâline gelmem, akademik hayatın kapısını zorladığım 2009 yılına rastlar.

Mensuplarını kolayca tanımam, haklarında isabetli tahminlerde bulunmam; hak etmeden aldıkları puanları, kazandıkları sınavları etrafta ulu orta seslendirmem, önemli görevlerdeki yöneticilerine sert ve ısrarlı eleştiri yazıları yazmam -şimdi anlıyorum ki- önce can sıkmış; sonra da imlenip hedefe konulmama yol açmış!



2008-2009 yılında Erciyes Üniversitesinde başladığım lisansüstü eğitimim sırasında ilk emareleri ortaya çıkan, zamanla da yerini bariz bir öfke ve kine bırakan “Fetullahperest” tepki, maalesef daha o yıllarda maksadında muvaffak olmuş ve maddi/manevi ciddi özveriyle yaklaşık bir yıl boyunca yürüttüğüm lisansüstü eğitimimden vazgeçmeme yol açmıştır. İşte o süreçten bir kesit:
Değerli Kasım Hocam,
Önce Hayrettin Bey, ardından Hakan Bey ve son olarak Cengiz Bey yüksek lisans macerama son noktayı koydular. Böyle koca koca adamların hepsi de haksız olacak değil ya! Demek ki sorun bende!
Doğrusu, ben de nasıl başardı isem 3,10’luk ortalamayı 2,72’ye düşürdüm. Hayata Karşı Suçlar dersinin ara sınavından 40 puan, Hükümet Sistemleri dersinin yılsonu sınavından 67 puan aldım ve her iki dersten de ucu ucuna 70 ve 73 ile geçtim. Kopyacı kamu görevlileri de beni geçti: 80’ler, 100’ler, Allah ne verdiyse...
Böyle puanlar ve ortalamalarla doktoraya başvurmak abesle iştigal olacağına göre yüksek lisansa veda etme zamanı gelip çattı benim için... Verdiğim kâğıtları, verilen kâğıtları biliyorum; kimin nasıl hangi puanları aldığını da! İnanırsınız, inanmazsınız bilemem; ama ben, bu puanları ve bu ortalamayı hak ettiğime hiç inanmıyorum! Tıpkı gedikli kopyacıların aldıkları puanları hak etmediklerini bildiğim gibi... Bu yüzden içim rahat; ama öfkem büyük! Bana reva görülene aynıyla karşılık vereceğim muhakkak!
22 Haziran 2009 17.22 - Malatya
Gerçekten de bu mesajı yazdıktan kısa bir süre sonra, epeyce sıcak bir yaz (ramazan) günü, kırmızı halı serili makam kapısından girişe izin verilmediği için çevresini turlamak zorunda kaldığım rektörlük binası ve ilk kez gördüğüm kütüphaneleriyle Erciyes Üniversitenin kampüsünü uzunca bir süre dolaştıktan sonra bırakmıştım “çocuksu” bir heyecanla başladığım yüksek lisansı…

O zamanlar bunu bir şanssızlık olarak görmüş, münferit ve bireysel olduğunu düşünmüş; hatta buna sebep olanlara gösterdiğim tepkiyi “sert” bularak kendimi suçlamıştım. Ancak bugün anlıyorum ki aslında tüm bunlar, Fetullahperest’lerce gıyabımda verilmiş bir cezanın infazının ayak sesleriymiş; lakin ben fark etmemişim...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder