26 Aralık 2015 Cumartesi

Sessizliğin Dili

FETO/PDY’nin hakkımda verdiği gıyabi cezanın infazının başlangıcı olarak kabul ettiğim Erciyes Üniversitesindeki yüksek lisansım sırasında dikkatimi en çok çeken hususlardan birisi de içerisinde ciddi eleştiri, tepki ve yer yer de suçlamaların olduğu mektup ve dilekçelerimin garip bir sessizlik ve tepkisizlikle karşılanması olmuştu.

Aşağıda yer verilen mektup da bunun ilk örneklerindendir. Mektubun muhatabı, sözlü veya yazılı hiçbir geri bildirimde bulunmamıştır.

Sayın Hayrettin Eren,
Eylül 2008’de ertelenmiş bir ideal olarak başladığım, önemseyip ciddiye aldığım; bu nedenle özverinin anlamını daraltıp bir anlamda kendimi adadığım bir sürecin bu noktaya gelmiş olması, elbette ki bu sürecin ve kararlarımın gözden geçirilmesini gerektirse de bu sonuçta payı ve katkısı olanların da sorgulanması bir zaruretti benim için…
Sayın Eren,
Zatıalinizin bölüm başkanlığını yaptığı kamu hukuku gibi bir alanda yüksek lisans eğitimi vermek, hiç kuşkusuz bir övünç kaynağı olduğu kadar ciddi de bir sorumluluk gerektirir. Bu sorumluluk, bölüme öğrenci seçilmesinden okutulacak derslere, öğretim üyelerinin yeterliliğinden sınavların değerlendirilmesine kadar kapsamlı ve ağır bir sorumluluktur. Dilerim siz, öz hesabınızı yaparken bu sorumluluğu layıkıyla yerine getirmiş olmanın verdiği hazzı ve hafifliği duyumsayarak yaşarsınız.
Ancak belki bu konformizmi bozmak pahasına, bu süreçten etkilenmiş ve mağdur olmuş birisi olarak söylediklerime kulak kabartma, mümkün olursa bir duygudaşlık girişiminde bulunma ihsanında bulunursanız sevinirim.
Sayın Eren,
Siz bir hukukçusunuz, üstelik bir kamu hukukçusu olarak adalet ve eşitlik gibi kavramlara aşina olmanın ötesinde vâkıfsınız, bu nedenle bu yazının temasını oluşturan bu iki kavramı gönül rahatlığıyla kullanabileceğimi düşünüyorum.
Sürecin en başından başlayıp gözlemlerimi anlatmak, vaktinizi almak arzusunda değilim; esasen bunu yapacak kadar malzemeye sahip olsam da ve bunlar beni içten içe rahatsız etse de şimdilik bunu ertelemek zorundayım. Ancak sondan başlayarak bir iki tespit yapmak; meramımı anlatmak açısından en evla yol olacaktır muhtemelen…

Sınava giren her öğrencinin tam puan (100) aldığı ilginç bir sınav!
Bildiğiniz gibi yıl sonu sınavları, bir takım tatsız olaylar ve gelişmeler eşliğinde, tarihi bilindiği halde apansız yapılmış gibi bir ambiyans içerisinde idrak edildi. Hatta haddini ve yerini bilmeyen kimi densizler bunu benim üzerime yıkıp başarılarına/başarısızlıklarına sükseli bir ambalaj yaptılar. Tüm bu süreç yaşanırken siz, özenle bunun dışında kalmayı tercih ettiniz; inisiyatif kullanması gereken taraf olarak, bitaraf kaldınız ve sanırım siz de olup bitenden beni sorumlu tutmuş olacaksınız ki üç puan eksikle bir dersten kalmak gibi ağır bir bedeli bana ödetmekte sakınca görmediniz.
Sayın Eren,
Söz buraya gelmişken vurguyla belirtmek gerekir ki gerek bu dönem gerekse geçtiğimiz dönem sınavlarda yaptığınız ekstrem değerlendirmelerin son ve çarpıcı örneğini şahsıma karşı sergilediğinizi düşünüyorum. Elbette ki büyülü sözcük “takdir hakkı” imdada yetişecek, söze noktayı koyacaktır; ama kanımca takdirin olduğu her yerde adalet ve eşitlik, tazyik ve tehdit altındadır. İşte bu yüzden nerede bir takdir varsa orada bir haksızlık filizlenir diye kaygılanırım. Ne yazık ki bu kaygımın gerçeğe dönüşmesini acı şekilde bir yaşayarak öğrenmiş oldum.
Sayın Eren,
Eğitim hayatım boyunca -çok sayıda olmasa da- sürprizle karşılaşıp beklemediğim notlar aldığım olmuştur ama bunların hepsinin bir açıklamasını yapabilmiştim kendime. Zaten çoğu kez iyi veya kötü alacağım notu öngörebiliyordum, bu nedenle lisans eğitimim sırasında bir kez bile itiraz hakkımı kullandığımı hatırlamıyorum.
Aradan geçen yıllara rağmen fakültenizdeki eğitimim sırasında da -sizin derslerinizi saymazsak- bir şaşkınlık yaşamadım. Beni şaşırtan, bana verdiğiniz puanlardan çok genel değerlendirmenizdi; öyle kişiler öyle notlar alıyordu ki şaşırmamak elde değildi. Söz gelimi “Kamu Malları” dersinden geçer not alan arkadaşların en az yarısının meşru yollardan saptığına bizzat gözlemleyerek şahit olmuştum. Adeta kâğıtlar değil de kişiler not alıyor gibiydi. Oysa derslerinizdeki etkinliklerinden, yaptıkları sunumlardan herkesin durumu hakkında az çok bir kanaatiniz oluşmaması mümkün değildi. Nitekim sonuçlardan da bu kanaatin oluştuğu belli oluyordu ama bunun ölçütlerinin ne olduğunu kestirmek neredeyse imkânsızdı!

Yukarıdaki örnekte herkese 100 tam puan veren öğretim üyesi,
bütünleme hakkı verilmeyen bu dersin sınavında ise
sadece “3” puan ile geçer not vermemiştir.
Sayın Eren,
Bir sınavı, namus ve şeref sözü alarak gözlemcisiz yaptırmak, sonra da bazı işbirlikçilerden sınavda namus ve şeref hassasiyeti düşük kişiler olduğu bilgisini alıp “tepkiyle” bu dersten herkese tam puan (100) verip öteki dersten de birer ikişer puanla geçer not vermemek, gerçekten açıklamaya muhtaç bir tepkidir, davranıştır ve başta adalet olmak üzere bilim ahlakı, ciddiyeti ve saygınlığı içerisinde asla geçer not alamayacak bir tutumdur. Üstelik bu uygulamanızla tepkinize neden olan kişiler (ki bunlara gedikli kopyacılar demek daha doğru olur) her iki dersten de geçer not alırken benim gibi birkaç “masum” ise birkaç puanla mağdur edilmiştir.
Sayın Eren,
Ancak üzülerek gözlüyorum ki tüm bunlar bir yana zatıaliniz nezdinde sıradan bir öğrenci olarak dahi hiçbir değerim yokmuş! Öyle olmasa, sınav sonucuyla ilgili sizinle görüştüğümde, sonuçların bir “tepki” olduğunu ifade etmeniz üzerine, “yüksek lisansı bırakacağımı” söylediğimde “Takdir sizin!” gibi bir cevapla beni yalnız bırakmazdınız. Oysa bölümdeki en yüksek ortalamaya sahip, mümkün olduğu ölçüde derslerini takip eden, sunumlarını ciddiyet ve özenle yapan bir öğrenci olarak böyle bir tepkiyi hak ettiğimi hiç düşünmemiştim. Bu tavrınız yüksek lisansı bırakma kararımdan daha ağır, daha yaralayıcı olmuştu benim için… Bir bölüm başkanı, başarılı sayılabilecek bir öğrencisinden bu kadar kolayca vazgeçebiliyor, asgari insani bir tepkiyi bile ondan esirgiyorsa, bunun kişisel nedenlerden başka bir açıklaması olamazdı!
Sayın Eren,
Adalete hayatın en büyük değeri olarak iman etmiş; adaleti, yaratılışın, varlığın ve yokluğun temeli olarak görmüş birisi olarak, tepkinizi gözden geçirip bir duygudaşlık denemesinde bulunmanız umut ve temennisiyle kaleme aldığım bu yazımın, mağduriyetime/mağduriyetlere yol açan kararınızı gözden geçirmenize vesile olmasını diliyorum.
05 Haziran 2009  08:45 - Malatya
Görüldüğü gibi mektupta önemli şikâyet ve suçlamalar vardır ve mektup bu yönüyle insani, ahlaki ve hukuki açıdan kayıtsız kalınacak nitelikte değildir. Ne var ki mektubun muhatabı hiçbir tepki vermemiştir. O tarihlerde anlam verilemeyen bu sessizliğin, “tepki biriktirme ve ceza artırma” gibi önemli bir anlamı olduğunu idrak etmek içinse bu sürecin yaşanması gerekiyormuş!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme