27 Ocak 2016 Çarşamba

Yazışma Arşivinden...

Karşılaştığım haksızlık ve hukuk dışılıklara karşı kendi ölçeğimde gösterdiğim tepkiyi, verdiğim mücadeleyi gösteren yazışmalardan bazılarına aşağıda yer verilmiştir. Bu yazışmalarda göze çarpan ortak nokta, karşılaşılan haksızlık ve hukuk dışı uygulamalara (kimden geldiğine bakılmaksızın) duyarlı, sorumlu ve nesnel bir tepki verilmesidir.

Ne var ki FETÖ/PDY yapılanması kendisini gizleme/koruma refleksiyle kendisine yönelmiş en küçük bir eleştiriyi dahi tehdit olarak algılamakta; sorgulanmayı ise kabul edilmez bir zaaf olarak görmekteydi. Ben ise bu yapının böyle bir hassasiyeti olduğundan bihaber şekilde soru, şüphe ve eleştirilerimi rahatlıkla ifade etmekte; özellikle de bu yapının mensuplarını isabetle teşhis ederek bunu çekinmeden çevremle paylaşmaktaydım. Üstelik bu yapıya mensup olduklarını şimdi anladığım bazı kişilerin haksız uygulamalarının üstüne ısrar ve inatla giderek epeyce can sıkıcı olmuştum. Oysa aşağıda paylaşılan yazışmalardan da görüleceği üzere benim tavrım kişilere veya kurumlara değil, uygulamalara yönelikti. Ne var ki söz konusu yapı açsından bunun bir önemi yoktu; çünkü onlara göre kendilerinden olmayanlara hayat hakkı, ancak onların tanıdığı kadar olmalıydı.



Öte yandan bu yazışmaların, Turgut Özal Üniversitesi Hukuk Fakültesi eski dekanı ve şimdiki Mütevelli Heyeti Başkanı Sayın Sacit Adalı’nın Hukuk Fakültesinde görevlendirilmemi müteakip (öğretim görevlisi olduğum halde) bana ders ve danışmanlık görevi vermek yerine önerdiği “öğrencilere dilekçe yazmayı öğretme” önerisine gecikmiş bir cevap olduğu düşünülmektedir. Kaldı ki benim kanaatime göre, öğrencilerden çok asıl öğretim elemanlarının “yazma” konusunda eğitime ihtiyacı vardı, onlara da yararlı olması dileğiyle...

DEMOKRASİ DÜŞLERİ


28 Şubat sürecinin zor ve meşakkatli günleri...

Kimileri el ovuştururken kimileri bedel ödemekte...

Genç bir hukukçu olarak beni en çok üzen ise gözümde epeyce “yüce” bir yere konumlandırdığım yüksek hâkimlerin askerlerin karşında esas duruş sergilemeleri, onların hukuk dışı uygulamalarına çanak tutup destek vermeleri...

Hukuk tasavvurum yerle bir, demokrasi düşüm bir kâbusa dönmüş durumda...

İşte böyle bir ortamda çevremin korku, kaygı dolu bakışları altında ve tüm engel olma girişimlerine rağmen Genelkurmay Başkanlığına aşağıdaki eleştiri yazısını yazıp gönderiyor ve yazıyı postaya vermeden önce de hâkimlik sınavını (Refah Partili Adalet Bakanı döneminde) mülakatta kaybettiğimi öğreniyorum...

İlginçtir ki o zaman ki Anayasa Mahkemesi Başkanı Yekta Güngör Özden dışında bu yazı dolayısıyla (sanılanın aksine) hiçbir tepkiyle karşılaşmadım. Üstelik bu yazıyı kaleme aldığım tarihte Halkbank’ın sözleşmeli avukatı olduğum gibi sonra da kadrolu avukat olarak atanmış ve herhangi bir zorlukla da karşılaşmamıştım. Kuşkusuz ki kadrolu avukatlık görevine kabul edilirken “liyakati, siyasetin üstünde gören” nadir insanlardan birisi olan Sevgili Gülen Arıkan Hanımefendinin şahsıma gösterdiği teveccühün de büyük bir payı olmuştu. Ne acı ki o günden sonra bu saygın tavırla, Türk bürokrasisinde bir kez daha karşılaşmak nasip olmayacaktı...
asilbay.com/pdf/genelkurmay.pdf

HUKUK AYRINTIDIR

Konusuna hakim ve sert mizaçlı bir hukuk profesörü; ancak, kitabında göze çarpan bariz bir yanlışlık var ve bu durum, genç avukatı rahatsız ediyor. Biraz tedirgin, biraz ürkek, biraz çekingen klavyesinin başına geçiyor ve şansını denemeye karar veriyor. Sonuç ise şaşırtıcı oluyor: İlgi ve dikkatine teşekkürle karşılık veren zarif bir teşekkür mektubu... Ve anlıyor ki unvanlar veya makamlar değil, sadece saygıyı hak edenler hatırlanıyor...
asilbay.com/pdf/ahmet_kilicoglu.pdf

ŞEFFAFLIK VE AÇIKLIK DİRENCİ

Türk kamu yönetimi, şeffaflık ve açıklığı bir zaaf gibi görmekte; kapalı ve gizli bir yönetim anlayışını tercih etmektedir. Buna yönelik her tür çaba ise kırılması zor bir dirençle karşılaşmakta, bilgiye erişim ise bir hak olmaktan çok bir “lütuf” gibi algılanmaktadır. Ne acı ki yapılan mevzuat değişikliklerine karşın yirmi yıl öncesine nazaran bir mesafe alındığını söylemek güçtür. Aşağıda, uzun yıllar öncesinden iki örnek yer almaktadır.

MESLEKİ DUYARLIK

Avukatlık gibi “itibarlı” olması arzu edilen (beklenilen) bir mesleğin ilk yıllarında duyulan kaygı ve rahatsızlıkların, sert ama samimi bir dille ifadesi...

Genç bir “taşra” avukatının ideal düşleri...
asilbay.com/pdf/malatya_barosu.pdf

NESNELLİK TUTKUSU

İlk avukatlık yıllarında kaleme alınan ve mesleki hassasiyete dair ilginç bir eleştiri yazısı...

Avukatlık mesleğinin itibarından duyulan kaygının sızısı ile düş kırıklığı kokusu gelen bir yazı...

Bir ses verme, bir ses duyma çabası...
asilbay.com/pdf/tbb.pdf

ONUR VE HAYSİYETE DAİR

20 yıl öncesinden ve el yazısıyla yazılmış naif bir dilekçe...

Özel televizyonların ilk yılları, gizli çekimlerle özel hayatların alt üst edildiği, kişi onur ve haysiyetinin hoyratça ihlal edildiği yıllar...

Araştırmacı (!) gazeteci Uğur Dündar’ın insafsızca infazlar yaparak ününe ün kattığı zamanlar...

Nitekim bu yazıdan bir yıl sonra, 1996 yılında “Şerafettin Yardımedici” adlı bir kişi Uğur Dündar’ın yaptığı bir programdan ötürü intihar ederek yaşamına son vermişti. (Gizli çekimlerle ilgili bilimsel bir çalışma için bkz. http://cim.anadolu.edu.tr/pdf/2004/1130844721.pdf)

İşte o günlerden kişisel bir hassasiyet örneği: asilbay.com/pdf/arena.pdf

OTORİTE ALERJİSİ

Stajyer bir avukat, el yazısıyla yazdığı dilekçesiyle gözetiminde staj yaptığı başsavcıyı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna (HSYK) şikâyet ediyor. Yer yer abartılı ifade ve değerlendirmeler olsa da idealist ve samimi bir dilekçe: asilbay.com/pdf/zafer_sipahi.pdf

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme