20 Şubat 2016 Cumartesi

FETÖ/PDY’ye İnat Akademiye Devam...

Önceki paylaşımlardan görüleceği üzere, Erciyes Üniversitesinde akademik hayatın kapısını aralama girişimimle birlikte FETÖ/PDY’nin “nurlu” ışığının yüzüme çarpması aynı zamana rastlar. Nitekim bir yandan Erciyes Üniversitesinde yarım kalan yüksek lisans serüvenimi devam ettirmek bir yandan da akademik hayata ısınmak için yaptığım girişimler sonraki dönemde de FETÖ/PDY’den nasibini almıştır.

Erciyes Üniversitesindeki süreci ayrıntılı şekilde özetleyen ve Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü ile Hukuk Fakültesi Dekanına hitaben yazılan şu dilekçe (o tarihte Dekan İsmail Kayar Bey’in telefonla aramasını saymazsak) yine cevapsız bırakılmış; hem bu dilekçedeki tespit ve değerlendirmelerim hem de son derece ciddi iddialarım ise “bildik” sessizlikle yok sayılmıştı.

Ancak şunu da bu vesileyle belirtmek gerekir ki Erciyes Üniversitesindeki yüksek lisans tecrübesi herkes için benimki gibi zor ve zahmetli olmamıştı. Nitekim öğretim üyelerinin özel ve yakın ilgisine mazhar olup süreci zorlanmadan tamamlayan şanslı arkadaşlarımız olduğunu da belirtmek gerekir. Bu şanslı öğrencilerden birisi de öğretim üyelerinin kendisine “abi” diye hitap ettiği “Nevzat Sönmez” adlı emniyet mensubu bir arkadaşımızdı. Yüksek lisansını başarıyla(!) tamamladığını tahmin ettiğim bu arkadaşımızın “Polisler için Anayasa Hukuku” adlı bir kitap yazdığını, yıllar sonra Sayın Kemal Gözler Hoca’nın “Örnekleriyle Usûlsüz Alıntı Sorunu” adlı kitabında bir bölüme konu olması vesilesiyle öğrenmiş ve ilgili bölümü buruk bir tebessümle okumuştum.

9 DERSTEN SADECE 1 MUAFİYET

Erciyes Üniversitesindeki sürecin sona ermesiyle birlikte yüksek lisans serüvenim başa sarmış ve Selçuk Üniversitesinde sil baştan yeni bir süreç başlamıştı. Ne yazık ki burada da anlaşılmaz şekilde beni hedefe koyarak zorluk ve engel çıkaranlar oldu ise de münferit bazı sorunlarla süreci yüz akıyla atlatmayı/tamamlamayı başarmıştım. Nitekim daha sürecin en başında, Erciyes Üniversitesinde başarıyla tamamladığım 9 dersin hiç değilse 4’ünden “muaf” olma isteğim, o dönemde Hukuk Fakültesinin Kamu Hukuku Bölüm Başkanı olan Yavuz Atar tarafından kabul edilmemiş, sadece bir dersten muafiyet tanınmıştı. Aynı zat, zaman içerisinde “nedensiz ve anlamsız” biçimde bana yönelik bariz tepkisel tavırlar içerisine girmiş ve nihayet yılsonu sınavında diğer öğrencilere cömertçe dağıttığı puanları benden esirgeyerek “60” puanla ve sadece o dersten (Malatya’dan Konya’ya) bütünlemeye gitme zevkini bana yaşatmıştı. İlginç olansa halen Yüksek Öğretim Kurulu Başkanvekili olan bu zat da yazdığı bir kitabıyla Sayın Kemal Gözler Hoca’nın ilgi alanına girmiş ve “Yavuz Atar’ın Türk Anayasa Hukuku İsimli Kitabı Hakkında Bir Eleştiri” adlı kitabın konusu olmuştu.

İLGİNÇ BİR SINAV SORUSU

Selçuk Üniversitesindeki yüksek lisansım sırasında karşılaştığım ilginçliklerden birisi de “uluslararası hukukta kuvvet kullanma” adlı dersin yılsonu sınavındaki (yanlış hatırlamıyorsam) en az 80 puanlık bir soru idi. Dersin öğretim üyesi Mehmet Akif Kütükçü, o günlerde gündemde olan “Mavi Marmara” olayıyla ilgili bir soru seçmişti ve buraya kadar bir tuhaflık yoktu. Ancak, seçilen soru şu şekildeydi: “Fetullah Gülen Hocaefendi’nin Mavi Marmara olayı ilgili açıklamasını uluslararası hukukta kuvvet kullanma açısından değerlendiriniz.”

Bu soruyla birlikte, kamuoyunun bir din adamı olarak tanıyıp bildiği Fetullah Gülen’in aynı zamanda, uluslararası hukukta kuvvet kullanma konusunda, kamu hukuku yüksek lisansındaki bir derste sınav sorusu olacak ölçüde derin bir entelektüel birikime sahip olduğu da (!) ortaya çıkmış oluyordu. Özellikle bu soruyu doğru cevaplamadan dersi geçme imkânı olmaması da dersin öğretim üyesinin “Hocaefendiye” atfettiği önemi göstermesi açısından ilginçti.

3 KEZ ENGELLENEN VE HER SEFERİNDE (NEREDEYSE) YENİDEN YAZILAN MAKALE

Kuşkusuz, eğer inat derecesinde bir ısrarla akademik hayatın kapısını zorlamamış olsam, epeyce gecikerek başladığım bu serüven daha en başından hüsranla sonuçlanabilirdi. Nitekim yine bu dönemde yazdığım bir makale, önce Selçuk Üniversitesine, sonra İnönü Üniversitesine, daha sonra ise Gazi Üniversitesine takılmış; ancak ben yılmayarak aynı makaleyi dördüncü kez yazıp hakem incelemesinden geçmesini sağlayarak Türkiye Barolar Birliği Dergisinde yayımlatma kararlığını göstermiştim.


Bu süreçte özellikle İnönü Üniversitesinde Hayri Keser’in dudak uçuklatan “hakemlik” denemesi, ardından Gazi Üniversitesinin güya “kör hakemlik” sistemiyle makalemi “adım açık şekilde” hakeme göndermesi gibi tuhaf uygulamaları, şahsıma karşı müşterek bir hareket tarzı belirlendiğinin işaret fişekleri olarak yorumlamak hiç de zor değildi. Nitekim Gazi Üniversitesinin o tarihteki Hukuk Müşaviri Adem Gelir’e yazılan ve Hukuk Fakültesi Dekanı M. Fadıl Yıldırım ile öğretim üyeleri Bülent Yavuz ve Murat Sezginer’e de gönderilen şu mesaj, her zaman olduğu gibi bildik sessizlik ve tepkisizlikle karşılanmıştı.

19 Şubat 2016 Cuma

Gülen’in Haber Sızdıran Bir Ekibi Hâlâ Faaliyette

Kaynak Holding Yönetim Kurulu Başkanı İmran Okumuş, “Herhalde (Fetullah Gülen’in) haber sızdıran bir ekibi hala faaliyette. Biz atanmadan önce 30 milyon lira Hollanda’ya kâr payı adı altında kaçırılan bir para var. Onun dışında haber almışlar, şirketlere alternatif şirketler kurmuşlar; 7 şirkete sadece Kaynak Holding bünyesinde diye kâr payı dağıtmışlar; okul, yurt ve şirket binalarını satışa çıkarmışlar" dedi.

Okumuş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Kaynak Holding’'e mahkeme tarafından 7 kişinin kayyum olarak atandığını anımsatarak, göreve geldiği ilk dönemde holdingde karşılaştığı yöneticiler için “bu kadar yalan söyleyen bir insan topluluğunu hayatımda görmedim” ifadelerini kullandı.

Söylediği her şeyin belgesi bulunduğuna dikkati çeken Okumuş, bu konudaki sorumluluğunun hukuken de manevi olarak da farkında olduğunu vurguladı.


Holding bünyesinde otomotiv dışında hemen her alanda faaliyet gösteren 58 şirket olduğunu anlatan Okumuş, incelemeler sırasında yayın ve enerji grubundaki farklı illerde bulunan bazı şirketlerin, kamudan iş alabilmek amacıyla Ankara’ya taşındığını tespit ettiklerini bildirdi. Holdinge bağlı Türkiye’nin birçok yerinde yayın evleri, gıda, tekstil ve ulaştırma sektörlerinde şirketler bulunduğunu ifade eden Okumuş, “Sadece otomobil üretilmiyor. Diğer her şey var. Her gün bir maske çıkartıyoruz. Şirket sayısı daha da artabilir” diye konuştu.

Şirketlerin sahibi yok

Okumuş, bu şirketlerin “sahibinin olmadığına” işaret ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Herhalde (Fetullah Gülen’in) haber sızdıran bir ekibi hala faaliyette. Biz atanmadan önce 30 milyon lira Hollanda’ya kâr payı adı altında kaçırılan bir para var. Onun dışında haber almışlar, şirketlere alternatif şirketler kurmuşlar; 7 şirkete sadece Kaynak Holding bünyesinde diye kar payı dağıtmışlar; okul, yurt ve şirket binalarını satışa çıkarmışlar. Mizan Eğitim Kurumu 11 Şubat'ta bize devroldu. Şirketin o dönemdeki yöneticilerini davet ettiğimde verdikleri bilgi, ‘Bu şirket zarar ediyordu, dershaneler kapanma noktasına geldiği için binayı satma kararı aldık. 20 milyon lira da teklif aldık’ şeklinde. Şirketin 1,4 milyon lira borcu varmış. Borçtan sonra kalan 18,6 milyon lirayı kim alacak? Şirketin kâğıt üzerindeki ortakları sermaye aktarmamış. O zaman bu paranın sahibi yok. Bu şirketler bu milletin şirketleridir.”
NT’nin Almanya ve Hollanda'da isim hakları devredilmiş

Okumuş, Holding bünyesinde sağlık sektöründe faaliyet gösteren bir şirket için mülk satışlarıyla ilgili görüşmelerin yapıldığını, hatta şirketin tüm hisselerinin satışıyla ilgili Japonya’da bir firmayla anlaşmaya varıldığını tespit ettiklerini bildirdi. Okumuş, “Biz atandık ve durdurduk bu satışı. Gerçek sahipleri yok bu şirketlerin, bunlar milletin şirketleri. Ortaklar Kurulu adı altında açıklama yapıyorlar. ‘Bu ortaklar kim, bunları tanımak istiyorum?’ diyorum, ses yok. Türkiye’de değillerse istedikleri yere de giderim” ifadelerini kullandı.

NT’nin şu anda 7 ülkede faaliyette bulunduğunu anlatan Okumuş, mahkeme kararıyla yönetime gelmeden önce NT’nin Almanya ve Hollanda’da isim hakkının devredildiğini kaydetti. Okumuş, “Kaçırdıkları birçok şey var. Bunları inceliyoruz” diye konuştu.

İngiltere'deki vakıflara 6 trilyon bağış var

Holding’in nakit akışlarını incelediklerini belirten Okumuş, şöyle devam etti:
“Gazeteciler ve Yazarlar Derneğine düzenli olarak aylık 100 bin lira bağışın yanı sıra Japonya ve İngiltere’de vakıflara bağış gibi 2015 yılında yaklaşık 6 trilyon lira bağış var. Yurt dışı ve Türkiye içinde bağışlar var. 2015 yılında İspanya’da sanal oyun için anlaşma yaparak 12 milyon lira göndermişler. Ama ortada oyun filan yok. Hiçbir şey yapılmamış. Samanyolu TV’ye geçen yıl sinema filmi anlaşması yapılmış; iki ayrı 5’er milyon liralık ödeme yapılmış ama ortada film de yok.”
Hiçbir iş yapmayan imamlar yüksek maaşlara bağlanmıştı

Kaynak Holding bünyesinde 5 binin üzerinde mavi yakalı olmak üzere 11 bin 300 kişinin çalıştığını kaydeden Okumuş, bunların çoğunun asgari ücretli olduklarını söyledi. İmran Okumuş, şunları kaydetti:
“Asgari ücretle çalıştırılan bu insanlardan servis ücreti olarak Avrupa yakası için 35 lira, Anadolu yakası için 55 lira para kesiliyor, gazetelere zorunlu abone yapılıyordu. Aynı yönetim geçen yıl şubat-mayıs arasında ‘tasarruf tedbirleri’ adı altında bir kararla bin 30 kişiyi işten çıkartıyor. Sonra aynı ekip, bu yönetim geçen yıl kasım ayı başlarında biz atanmadan bir hafta önce 19 yöneticisine 125’er bin lira ödeme yapıyor. Zarar eden, tasarruf için işçi çıkaran bir şirket nasıl prim ödeyebilir? Susturucu satın aldılar. Normal maaş verdiği bir genel müdüre bu primi neden veriyor? Bu insanlardan neyi gizlemeleri istendi? Sadece bir dava için 400 bin lira alan avukatlar var. 7 avukat, 1 milyon liranın üzerinde ücret almışlar.”
Gülen’in kardeşi iş yapmadığı halde 48 bin lira maaş alıyor

Holding bünyesinde birçok imamın hiçbir iş yapmadığı halde yüksek maaşlara bağlandığını belirten Okumuş, “Bu imamların tamamının iş akdini feshettik. Göreve geldiğimiz ilk gün genel müdürlerin istifasını aldık. Gülen’in İzmir’de yaşayan kardeşi Mesih Gülen hiçbir iş yapmadığı halde danışman olarak aylık 48 bin lira, yeğeni Kubbettin Gülen ise aynı görev için 6 bin 900 lira ücret alıyordu. İşlerine son verdik. Toplam 355 kişiydi, birçoğu kendisi istifa etti, birçoğu yurtdışına kaçtı. O an belirlediğimiz 182 tanesinin iş akdini feshettik. Genel müdürlerin ortalama brüt maaşları 9 bin 600 liraydı. 700 bin lira gibi bir rakam toplam. Bunlar hiçbir iş yapmayan insanlar, sadece onlara hizmet etmiş ‘abi’ konumunda kişiler” değerlendirmesinde bulundu.

Yöneticilerin başarısız olmasını istemişler

İmran Okumuş, personel alımlarının ve iş ilişkilerinin Paralel Devlet Yapılanması’nın talebi doğrultusunda gerçekleştirildiğini vurgulayarak, şunları söyledi:
“Kendi ağlarını örmüşler. Sadece duvarlar yok. Maske kullanmışlar. Bu maskeleri bir bir söküyoruz. Ticarethane değil 'insanhane'. Yöneticilerin başarısız olmasını istemişler. ‘NT’den alışveriş yapmayın, Sürat ile çalışmayın, Nüans Turizm ile seyahat etmeyin’ şeklinde konuşmuşlar. Sızıntı dergisinin abone sayısı 2014 yılında 721 bin, 2015 yılında 520 binken 2016 yılında ise sıfır. Bu abonelik değildi, havuzda toplanan para. Sızıntı dergisi bu örgütün ‘himmet toplama aracı’ olmuş. Demek ki talimat geldi ‘abone olmayın’ diye, abone olmadılar.”

18 Şubat 2016 Perşembe

Öğretmen Olamayanı Doçent Yaptılar

FETÖ/PDY konusunda soruşturma yürüten Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı (YÖK) büyük bir skandalı ortaya çıkardı. 2010 KPSS’de kopya çeken ve öğretmen olamayan FETÖ/PDY üyelerinden 100 kişinin, üniversitelere ve çeşitli idari kadrolarına doçent, memur ve uzman olarak yerleştirildiği tespit edildi.

2010 Kamu Personel Seçme Sınavı (KPSS) Eğitim Bilimleri Sınavı’nda kopya çekerek tam puan alan 3 bin 227 kişinin, sınavın kısmen iptal edilmesiyle öğretmenlik hayallerinin suya düşmesi üzerine paralel yapının, yeni bir kurguyu devreye soktuğu tespit edildi.

Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasının, (FETÖ/PDY) öğretmen yapamadığı 100 örgüt üyesini çeşitli üniversitelere uzman, araştırma görevlisi, öğretim görevlisi, hatta FETÖ/PDY üniversitelerinden hızlı bir şekilde doktora almalarını sağlayarak yardımcı doçent olarak yerleştirdiği bildirildi.

YÖK ortaya çıkardı

Skandal, FETÖ/PDY konusunda soruşturma yürüten Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı (YÖK) tarafından ortaya çıkartıldı. Üniversitelere daha önceden atanan FETÖ/PDY’ye yakın rektörlerin genelde hukuki kılıflar uydurarak yapmış olduğu eleman alımlarındaki usulsüzlükleri araştıran YÖK, ilginç bir sonuçla karşılaştı. FETÖ/PDY, 2010 KPSS sınavında öğretmen olabilmeleri için çaldığı soruları sızdırdığı elemanlarını, bu amaç gerçekleşmeyince kimsenin aklına gelmeyecek başka kurumlara yerleştirme tedbiri kapsamında üniversitelere eleman olarak yerleştirmeye başladı. YÖK bünyesinde yapılan araştırma, söz konusu sınavda kopya çeken FETÖ üyelerinden 100 tanesinin çeşitli üniversitelere yerleştirildiğini ortaya çıkardı. Bu çerçevede üniversitelere 8 yardımcı doçent, 22 öğretim görevlisi, 27 araştırma görevlisi, 5 okutman ile memur ve uzmanlar olmak üzere 100 kişiyi devlet ve vakıf üniversitelerine yerleştirdi.

FETÖ/PDY’ye yakın olarak bilinen üniversiteler

Ülkemizde 193 üniversite bulunuyor ve bunlardan 109’u devlet, 76’sı vakıf, 8’i ise vakıf Meslek Yüksek Okulu olarak faaliyet gösteriyor. Kopya olayına adı karışan ve vakıf üniversitelerinde istihdam edilenlerin tamamının ise FETÖ/PDY’ye yakın olarak bilinen üniversitelerde işe alınması dikkat çekiyor.

2010 KPSS soruşturmasına bakan Savcı Yücel Erkman tarafından hazırlanan iddianame, Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. İddianamede, çalınan soruların dağıtıldığı Turgut Özal Üniversitesinin öğretmen olamayarak mağdur olan FETÖ/PDY yandaşlarına sahip çıkıp 9 kişiyi işe başlatması dikkat çekiyor.

Soruşturma kapsamında, devlet üniversitelerine yerleşen kişilerin de FETÖ/PDY’ye yakınlıkları bilinen rektörlerin bulunduğu üniversitelere yerleştirilmiş olması, kopya olayına karışanların FETÖ/PDY üyesi olma yönündeki delillerini güçlendirdi. FETÖ/PDY üyelerinin Çanakkale 18 Mart, Dicle, Gazi, Çukurova, İnönü, İstanbul Medeniyet, Selçuk, Süleyman Demirel ve Yıldız Teknik üniversitelerinde yoğunlaştığı görüldü. Bu sayede öğretmen olarak atanma hedeflerine ulaşamayan elemanların örgüt içi dayanışma ile farklı şekilde sahiplenilmeleri ve istihdam edilmiş olmaları Savcı Yücel Erkman’ın elini daha da güçlendiren bir unsur olarak ortaya çıktı.

Kopyacı karı-koca öğretim görevlisi

2010 KPSS’de çalınan sorularla üniversitelere yerleştirilen FETÖ/PDY üyeleri ile ilgili bilgiler şöyle: S.G. Fatih Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi’ne yerleşirken eşi F.G. ise Yıldız Teknik Üniversitesi Türkçe Eğitim Bölümü’ne yerleşmiş. Aile boyu çözüm üreten FETÖ/PDY, M.Y. ve G.Y.’yi ise Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Meslek Yüksek Okulu’na vergi ve muhasebe uygulamaları bölümüne öğretim görevlisi olarak atayıvermiş. S.Ş. Dokuz Eylül Üniversitesine memur olarak atanırken eşi M.Ş. Şifa Üniversitesinde işe başlatılmış. E.Ö. ve A.Ö. ise İnönü Üniversitesi Eğitim Fakültesi’ne yerleştirilen şanslı çiftlerden.

FETÖ/PDY Okullarına ABD’de Soruşturma Talebi

ABD’de Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) ile ilişkili okullarla ilgili süreçleri takip eden Amsterdam&Partners hukuk firması, bir basın bildirisi ile Kaliforniya’da yeni bir adım attığını açıkladı.

Basın bildirisinde, Gülen ile bağlantılı olduğu iddia edilen ve Kaliforniya’da 11 okulla sözleşmeli (charter) okul statüsünde faaliyet gösteren “Magnolia Okulları” hakkında, bu okulların finansal açıdan incelenmesi için Kaliforniya Eğitim Bakanlığına başvuruda bulunulduğu belirtildi.

Başvurunun Dr. Jose Moreno ve Tina Andres adlı iki ABD vatandaşı adına yapıldığı kaydedilen bildiride, bu okulların finansal pratiklerinin eğitim bakanlığı tarafından detaylı bir şekilde incelenmesi ve Magnolia Okulları’nın bu bölgede her biri milyonlarca dolara mal olacak yeni okul başvurularının hassas bir şekilde ele alınması gerektiği ifade edildi.

Amsterdam&Partners hukuk firmasının başkanı Robert Amsterdam, AA muhabirine. “ABD’de Gülen bağlantılı okullarla ilgili kapsamlı bir çalışma yapıyoruz. Önümüzdeki ay tamamlanmasını umduğumuz bu çalışmanın sonuçlarının hem Türk hem de Amerikan kamuoyunda şok etkisi yapacağını düşünüyoruz” ifadelerini kullandı.

Yakın zamanda Magnolia Okulları, Kaliforniya’nın Fremont bölgesinde yeni bir okul açmak için başvuruda bulunmuş; ancak söz konusu eğitim bölgesi kurulu, başvurunun reddedilmesini talep etmişti.

ABD’de Gülen bağlantılı okullarla ilgili başlatılan soruşturmalar Haziran 2014’e kadar gidiyor. Federal Soruşturma Bürosu (FBI), 04 Haziran 2014’te 3 eyalette bulunan ve Gülen bağlantılı okulları yöneten şirketlerden biri olduğu kaydedilen “Concept Schools” adlı kuruma yönelik soruşturma başlatmıştı.

Ohio, Indiana ve Illionis’te bulanan 19 okula yönelik “beyaz yakalı suç soruşturması”nın devam ettiği, soruşturma kapsamında okulların bağlı bulunduğu Concept Schools şirketinin birçok evrakına el konulduğu belirtilmişti. FBI soruşturması, (E-Rate adlı eğitim teknolojileri programı kapsamında) Concept Schools’un kendisiyle ilişkili kişi ve kurumlardan hizmet alarak rekabet kurallarını ihlal ettiği şüphesi etrafında yürütülüyor.

Geçen yılın aralık ayında yine Amsterdam&Partners hukuk firması başkanı Robert Amsterdam, Washington’da düzenlediği basın toplantısında, Gülen bağlantılı charter okullarıyla ilgili olarak, “Kuşkulu şekilde alınan H1-B vizeleriyle öğretmenlerin gelirlerinin belirli bir kısmına el konulmasına bakıldığında, insan ticareti kurbanlarını koruma kanununun, diğer bir ifadesiyle insan kaçakçılığı kanunun ihlal edildiğini göreceksiniz” diye konuşmuştu.

Ülke genelinde ise 26 eyalette FETÖ/PDY’ye bağlı 140 civarında okulun faaliyet gösterdiği biliniyor.

Kaynak: Yeni Şafak (http://www.yenisafak.com/dunya/kaliforniyada-fetoye-darbe-2416720)

16 Şubat 2016 Salı

Soru Hırsızlarına Kötü Haber

FETÖ/PDY’nin son iki yılda 19 sınavda soruları çaldığı ve kendi mensuplarına verdiği ortaya çıktı. Sınavlara giren FETÖ/PDY elemanı 4 bin 521 şüpheli hakkında soruşturma başlatıldı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2014 yılından bu yana toplam 19 sınavda, soru hırsızlığı ve manipülasyon yaptıkları tespit edilen 4 bin 521 FETÖ/PDY mensubu hakkında işlem yapıldı. Böylece FETÖ/PDY’nin eğitim alanındaki örgütlenmesine büyük bir darbe vuruldu.

Örgüt elemanları deşifre oldu

17-25 Aralık darbe girişimiyle deşifre olan Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasının (FETÖ/PDY) eğitim alanındaki örgütlenmesi de çökertildi. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmalar kapsamında:

- 2010 yılı KPSS ve KPSS Genel Yetenek Genel Kültür Sınavında 3 bin 184 kişi,
- 2012 yılı Adli Yargı Hâkim ve Savcılık Sınavı sorularını sızdıran 67 kişi,
- 2009 yılı Polis Koleji Sınav sorularını çalan ve bu kapsamda sınava giren 907 kişi,
- 2012 Polis Akademisi Sınavında örgüt adına soruları çalan 363 kişi hakkında yasal işlem yapıldı. 

Savcılık yürüttüğü titiz çalışmalarla HTS kayıtları başta olmak üzere birçok detayı mercek altına alarak örgüt elemanlarını deşifre etti.

Cevapları ezberletmişler

17 Aralık 2013 darbe teşebbüsü sonrası KPSS sorularına dair işlemlerin yapıldığı bilgisayarlarda geriye döndürülemez şekilde silme işlemi yapıldığı belirlenmişti. Bunun üzerine başlatılan soruşturmalarda 19 ayrı sınavda usulsüzlük yapıldığı saptandı. Son olarak komiser yardımcılığı sınavı ile ilgili yapılan 13 ayrı ihbar üzerine 2005 ile 2013 yıllarındaki sınavlar mercek altına alındı. Yine 2011 yılı Adalet Bakanlığı Yazı İşleri Müdürlüğü Sınavı, 2012 Astsubaylık Sınavı, 2010 yılı Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu Yardımcılığı Sınavında soruların FETÖ/PDY’nin eğitim imamları tarafından sınav öncesinde elde edildiği ve sınava sokulan örgüt mensuplarına tek tek ezberletildiği saptandı.

13 Şubat 2016 Cumartesi

Gülen Hakkındaki Yakalama Kararı Sayısı 23’e Çıktı

Türkiye genelinde Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasına (FETÖ/PDY) yönelik yürütülen soruşturma ve açılan davalarda, örgüt lideri Gülen hakkındaki yakalama kararlarının sayısı 23’e çıkarken, bu kararlardan 3’ü çeşitli mahkemelerce gıyabında tutuklama kararına çevrildi.

FETÖ/PDY’ye yönelik ülke genelinde cumhuriyet başsavcılıklarınca başlatılan soruşturmalar sürerken başta İstanbul olmak üzere Ankara, Bursa, Uşak, Manisa, İzmir, Kocaeli ve Afyonkarahisar illerinde yürütülen soruşturmalarda Gülen hakkında “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs” ve “silahlı terör örgütü kurma ve yönetme” suçları kapsamında bugüne kadar toplam 23 yakalama kararı verildi.


Gülen hakkındaki ilk yakalama kararı, geçtiğimiz yıl İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen “Tahşiye Kumpası” soruşturması kapsamında İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliğince verilmişti. Gülen, toplam 23 yakalama kararı sebebiyle görüldüğü yerde gözaltına alınarak kararların alındığı mahkemelere çıkartılacak.

Gülen hakkındaki yakalama kararlarından 3’ü ise geçtiğimiz aylarda gıyabında tutuklama kararına çevrildi. İstanbul 13 ve 14. Ağır Ceza Mahkemelerinde görülen “'25 Aralık darbeye teşebbüs”, “Selam Tevhid’de kumpas” ve “Tahşiyecilere Kumpas” davaları kapsamında, “kaçak olması, kuvvetli suç şüphesi varlığını gösteren ve saklanacağı şüphesi uyandıran somut olguların bulunması, suçların vasıf ve mahiyetiyle adli kontrol tedbiri kararının yetersiz kalması” gerekçeleriyle Fetullah Gülen hakkındaki yakalama kararları kaldırılarak, gıyabında tutuklanma kararına çevrildi.

Ülke genelinde yürütülen 20 ayrı soruşturma kapsamında ise ifadeye gelmeyen Gülen için Sulh Ceza Hâkimliklerince ayrı ayrı yakalama kararı çıkarıldı.

12 Şubat 2016 Cuma

Casusluk ve Yasa Dışı Dinleme Davası İddianamesinden: Gülen Papa Ortaklığı

Eski emniyet müdürleri Ali Fuat Yılmazer ve Erol Demirhan’ın da yargılandığı Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasının (FETÖ/PDY) “casusluk ve yasa dışı dinleme” davasının ilk duruşması 15 Şubat’ta yapılacak. İddianamede Fethullah Gülen hakkında çarpıcı tespitler var. Gülen’in, Müslümanlarının ruhani liderliğine soyunduğu ve Papa ile siyasi birliktelik oluşturup Müslümanlarca kutsal sayılan yerlerin idaresinin üç dinin temsilcisine verilmesi gibi BM’ye önerge verebilecek seviyede dini ve siyasi argümanlar organize ettiğine dikkat çekiliyor.
Eski emniyet müdürleri Ali Fuat Yılmazer ve Erol Demirhan’ın da aralarında bulunduğu 23’ü tutuklu 143 polisin yargılandığı “casusluk ve yasa dışı dinleme” davasında, tüm sanıkların “cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılması istenen iddianamede, sanık Yılmazer hakkında ayrıca:

- silahlı örgüt kurmak veya yönetmek,
- resmi belgede sahtecilik,
- iftira,
- görevi kötüye kullanma,
- haberleşmenin gizliliğini ihlal,
- kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması,
- özel hayatın gizliliğini ihlal,
- kişisel verilerin kaydedilmesi,
- verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme,
- kanunların belirlediği sürelerin geçmiş olmasına karşın verileri yok etmeme

suçlarından bin 924 yıla kadar, Demirhan hakkında da aynı suçlardan 5 bin 735 yıla kadar hapis cezası talep edildi.


Dünya çapında istihbarat örgütü

FETÖ/PDY’nin anlatıldığı iddianamede, örgütün, elinde bulundurduğu tüm kurum ve kuruluşların sayısı ve büyüklüğü, ulaştığı mali güç ve topladığı para göz önüne alındığında dünya çapında bir istihbarat örgütü haline geldiği, Türkiye Cumhuriyeti Devletine gizli, örtülü ve açıktan savaş ilan ettiği, devletin kurum ve kuruluşlarıyla mücadeleye giriştiği ve elinde bulundurduğu medya gücüyle psikolojik harp taktik ve tekniklerini uyguladığının anlaşıldığı belirtildi.

Papa ile siyasi birliktelik oluşturdu

İddianamede örgüt lideri Fetullah Gülen ve örgüt hakkında şu değerlendirmede bulunuldu: “Gülen, ilk etapta devlete karşı savaş vererek hedeflere ulaşmanın yıpratıcı olacağını teşhis etmiş; bu nedenle mevcut sistemi yıkmak yerine devletin tüm kurumlarını ele geçirmeyi hedeflemiştir. Dünya siyasetine şekil vermeye çalıştıkları, örgüt liderinin kendisini dünya imamı olarak gördüğü, dünya Müslümanlarının ruhani liderliğine soyunduğu, Hristiyan âleminin ruhani lideri olan Papa ile siyasi birliktelik oluşturup Müslümanlarca kutsal sayılan yerlerin idaresinin dahi üç dinin temsilcisine verilmesi gibi BM’ye önerge verebilecek seviyede dünya çapında dini ve siyasi argümanlar organize etmek suretiyle Türkiye Cumhuriyeti Devletine karşı paralel yapılanma teşkil ettirdikleri, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin temel siyasetlerine aykırı siyaset geliştirip uygulamaya koymaya çalıştıkları göz önüne alındığında Paralel Devlet Yapılanmasının gücü ve boyutları daha iyi anlaşılacaktır.”

Fethullah Gülen 1998 yılında Vatikan’a giderek Papa 2. Jean Poul ile baş başa görüşmüştü. Gülen’in bu görüşmede Papa’ya sunduğu mektupta geçen, “Dinler arası Diyalog İçin Papalık Konseyi misyonunun bir parçası olmak üzere burada bulunuyoruz” ifadeleri dikkat çekmişti ve çok tartışılmıştı.
Tüm yasa dışı dinlemeler arşivinde

Örgüt lideri Gülen’in arşivinden de bahsedilen iddianamede, “Gülen’in sahip olduğu arşivde örgütün yasa dışı adli ve önleme dinlemeleri, kendine ait gelişmiş cihazlarla yaptığı teknik takip, telefon ve ortam dinleme kayıtları, kamu personeline yönelik fişlemeler ve örgütle teması olan öğrencilerin ve ailelerinin bilgileri bulunmaktadır. Kamu kurumlarında çalışan örgüt mensuplarının bilgileri de örgüt tarafından güncel olarak arşivlenmektedir” ifadelerine yer verildi.


Müşteki ve mağdurlar özenle seçildi

FETÖ/PDY şüphelilerinin 2008’den 2013’e kadar kesintisiz bir biçimde hukuksuz eylemlerini sürdürdükleri ve yasa dışı örgütlenme oluşturup suç işlemek amacıyla bir araya geldikleri belirtilen iddianamede, devletin istihbarat faaliyetleri kapsamında görevlerinin sağladığı nüfuz ve güçle, yasal yetkilerini görev gereklerine aykırı kullanarak, amaçlarına ulaşmak için toplumda ve kamuoyunda tanınan belirli ekonomik güce sahip kişileri, basın ve siyaset alanında belirli konumu olan, devlet bürokrasisi içerisindeki kişileri ve belirli dini toplulukların ileri gelenlerini terör ve organize suç örgütleriyle ilişkilendirdikleri ifade edildi.

Mağdur ve müştekilerin kullandığı telefon hatları, cihazlarıyla ilgili önleme dinlemesi faaliyetlerinin örgütsel bir amaç için gerçekleştirildiği ve bu şekilde elde edilen bilgi ve kayıtların örgütsel bir amaç için kullanıldığı kaydedilen iddianamede, şüphelilerin idari yönden yapmış oldukları bu usulsüzlük ve aykırılıkların Türk Ceza Kanunu’ndaki karşılıklarına da yer verildi. İddianamede, “PDY şüphelilerinin amaçlarına ulaşmak için araç suçları kesintisiz ve sürekli bir şekilde toplumun tüm katmanlarına karşı işledikleri anlaşılmıştır” denildi.

Çok sayıda ünlü isim dinlendi

Emekli Orgeneral Edip Başer, eski MHP Milletvekili Ümit Özdağ, Gençlerbirliği Spor Kulübü Başkanı İlhan Cavcav, öldürülen iş adamı Üzeyir Garih’in kızı Dalia Garih, iş kadını Leyla Alaton, eski manken Deniz Akkaya, oyuncu Peker Açıkalın ile gazeteciler Hüsnü Mahalli, Müge Anlı ve Oray Eğin’in de aralarında bulunduğu 57 kişinin “mağdur” olarak yer aldığı iddianamede, iş adamları Aydın Doğan, Mehmet Ali Yalçındağ, İnan Kıraç, Adnan Polat, TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, eski MHP Milletvekili Özcan Yeniçeri, AK Parti Milletvekili Metin Külünk, eski TBMM Başkanvekili Sadık Yakut, eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Yekta Güngör Özden, İstanbul Emniyet Müdürü Mustafa Çalışkan, eski emniyet müdürleri Emin Arslan, Sabri Uzun ve Hanefi Avcı, gazeteciler Fatih Altaylı, Ali Eyüboğlu, İbrahim Karagül, Fikret Bila ve Ahu Özyurt ile yazar Kadir Mısıroğlu’nun da aralarında bulunduğu 209 kişi ise “müşteki” sıfatıyla bulunuyor.

Müebbet hapis isteniyor

İddianamede, soruşturma kapsamında tutuklu bulunan eski emniyet müdürleri Erol Demirhan ve Ali Fuat Yılmazer’in de aralarında olduğu tüm sanıklar hakkında “cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası talep ediliyor.

İddianamede, diğer 141 sanığın “resmi belgede sahtecilik, iftira, görevi kötüye kullanma, haberleşmenin gizliliğini ihlal, kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması, özel hayatın gizliliğini ihlal, kişisel verilerin kaydedilmesi ve verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme” gibi suçlardan 35 yıldan 878 yıla kadar hapisle cezalandırılması öngörülüyor.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu savcılarından Okan Özsoy tarafından yürütülen “casusluk ve yasa dışı dinleme” soruşturması kapsamında ilk operasyon 22 Temmuz 2014’te gerçekleştirildi.

Aralarında Ali Fuat Yılmazer ve Erol Demirhan’ın da bulunduğu 18 şüpheli tutuklandı, bazıları ise adli kontrol kararıyla serbest bırakıldı. Soruşturma kapsamında, ikinci operasyon Kasım 2014’te Tekirdağ ve Edirne İstihbarat Şube Müdürlüklerindeki yasa dışı dinlemelerle ilgili yapıldı. Operasyon kapsamında aralarında eski istihbarat şube müdürlerinin de bulunduğu 5 kişi tutuklandı.

Savcı Özsoy’un, 26 Ekim 2015’te tamamladığı soruşturma sonucunda aralarında eski emniyet müdürleri Ali Fuat Yılmazer ve Erol Demirhan’ın da bulunduğu 143 polis hakkında hazırladığı 721 sayfalık iddianame, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderildi. Savcı Özsoy, aralarında FETÖ/PDY’nin örgüt lideri Fetullah Gülen ile örgütün yöneticisi olduğu iddia edilen bazı sivillerin de bulunduğu 31 şüpheli hakkındaki dosyayı ayırarak, FETÖ/PDY’nin ana soruşturmasının yapıldığı Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderdi.

İstanbul Cumhuriyet Savcısı Okan Özsoy tarafından hazırlanan iddianamede, soruşturmanın, İçişleri Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından İstanbul, Tekirdağ ve Edirne Emniyet Müdürlükleri bünyesinde bulunan istihbarat şube müdürlüklerinde telekomünikasyon yoluyla yapılan önleyici istihbarat faaliyetleri ile ilgili iletişimin tespit edilmesi, dinlenilmesi, kayda alınması ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesinde tespit edilen usulsüzlükler ve konusu suç teşkil eden eylemler hakkında çok sayıda tevdi raporu tanzim edilip gönderilmesi üzerine başlatıldığı belirtildi.

Soruşturma akabinde şüphelilerin çok sayıda kurum, kuruluş ve kişilere karşı hukuk dışı gizli ve açık, yönetmelik, genelge ve tamimlerde yeri olmayan çok sayıda değişik usul ve yöntemler geliştirerek, bu hukuk dışı usulsüz yöntem ve usulleri sırası ile hedef şahıslara uyguladıklarının anlaşıldığının tespit edildiği kaydedilen iddianame, İstanbul, Tekirdağ ve Edirne Emniyet Müdürlükleri bünyesinde bulunan istihbarat şube müdürlüklerinde telekomünikasyon yoluyla yapılan önleyici istihbarat faaliyetleriyle ilgili iletişimin tespit edilmesi, dinlenilmesi, kayda alınması ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesinde belirlenen usulsüzlükler ve suç teşkil eden eylemlere yer verildi.

11 Şubat 2016 Perşembe

300 Hastane Çalışanına “Paralel” Kıyım

Sosyal Güvenlik Kurumunun (SGK) FETÖ/PDY hastanelerine yönelik operasyonunun ardından hastanelerde kıyımlar başladı. Finans ayağı kurutulan yapıya bağlı olan Turgut Özal Hastanesi, 10 günde 300 çalışanını işten çıkardı.

SGK’nın finans kaynağını kestiği FETÖ/PDY bağlantılı Turgut Özal Hastanesi krize girdi. SGK’ya bağlı faaliyet yürütürken devletten aldığı parayı FETÖ/PDY’ye himmet olarak aktardığının tespit edilmesinin ardından devletle bağı kesilen hastane, 300 personelini kanunlara aykırı olarak kapı dışarı etti. “9 yıllık işimden 1 saatte atıldım” diyen Behiye Kocaoğlu, “Başhekim yardımcısı ‘AKP'ye oy vermeyecektiniz, oy verdiyseniz sonuçlarına da katlanacaksınız’ dedi” diye konuştu.

Mesai dışında işten çıkardılar

FETÖ/PDY’ye finansal destek sağladığı tespit edildikten sonra 1 Ocak’ta SGK ile anlaşması feshedilen Paralel Hastanenin çalışanları kış günü ortada kaldı. Söz konusu Hastanenin Beştepe şubesinde yıllardır ameliyathane hemşiresi olarak çalıştığını belirten Hatice Almaz, “Mesai bittikten 1-2 saat sonra sorumlu hemşire aradı. Cumartesi toplantı olduğunu ve muhakkak katılmamız gerektiğini söyledi. Oraya gidene kadar işten çıkarıldığımızı bilmiyorduk. ‘İş akdiniz bitirilmiştir, gelin kâğıtlarınızı imzalayın’ dediler. Bizi 50’şer kişi olarak dört odada topladılar işten çıkarıldığımıza dair kâğıt imzalattılar. 30 gün önceden haber verilmesi ve ihbar süremizin beklenmesi gerekiyordu. Kanunlara aykırı olarak bizi işten çıkardılar” dedi. 

Hastane yönetiminin Paralel Yapıyla ilişkisi olmayanları işten çıkardığını iddia eden Almaz, “İşten çıkarılan 300 kişi kendileriyle bağlantısı olmayanlar. İlk gözden çıkardıkları kendilerinden olmayanlar oldu” şeklinde konuştu. Haklarını sonuna kadar arayacaklarını belirten Almaz, “Başhekim yardımcısı Bünyamin Muslu bize küçülmeye gittiklerini ve SGK anlaşmayı feshettiği için böyle bir karar aldıklarını söyledi; ancak çıkarmalar olmadan hastaneden ilk istifa edenler yöneticiler oldu. Yine 15-20 yıllık hemşireler de çıkarmaları protesto için işten ayrıldı. Demetevler ve Çankaya’daki şubeleri kapatacaklarını, buradaki işten çıkarmaların ikinci ve üçüncü dalgalarının da olacağını söylediler. Ben hasta anneme ve okuyan kardeşime bakıyordum, ortada kaldık” diye konuştu.

AKP’ye oy vermeyecektin!

İşten çıkarıldığını telefonda öğrendiğini belirten ameliyathane teknisyeni Behiye Kocaoğlu, “9 yıldır burada çalışıyordum. Onca yıl emek verdim ancak şehir dışındayken işten çıkarıldım” şeklinde konuştu. Kocaoğlu, “Çıkarıldığımı öğrendiğimde hastaneye gittim, başhekim yardımcısı bana ‘AKP’ye oy vermeyecektin, onların yüzünden bu haldeyiz. Al işte sonuçlarına da katlanacaksın’ dedi. Ben de yine seçim olsa yine veririm. Siyasi özgürlük hakkım var, bunu kısıtlayamazsınız. Beni ideolojimle değil, çalışma potansiyelimle değerlendirin dedim. İşimi çok iyi yapan biriydim, şu anda şaşkın ve çaresiziz, kış günü ortada kaldık. İhbar süresi dolmadan işten çıkarıldığımız için 40 günlük tazminat hakkımız var ancak sorumlu hemşire onun da ödenmeyeceğini söyledi” ifadelerini kullandı.

İşsizlik maaşı yandı

Haklarını hukuk yoluyla arayacaklarını söyleyen Kocaoğlu ve Almaz, Anayasa’ya göre siyasi görüşleri nedeniyle işten çıkarmanın suç olduğunu hatırlatarak, 30 iş gününden önce İş-Kur ve Çalışma Bakanlığına bildirilmediği için işsizlik maaşı da alamayacaklarını ifade etti.

FETÖ/PDY İtirafı

Kocaoğlu, “29 Mayıs Hastanesinin devlete geçmesinden sonra, 2-3 yıl önce Turgut Özal’ın da devlet hastanesi olmasının iyi olacağını söylemiştim. Sorumlu idareci bana, ‘Sen deli misin! Nasıl devletin olur. Buranın geliri cemaate gidiyor. Caminin içi dururken dışına hayır olmaz’ dedi” diye konuştu.

9 Şubat 2016 Salı

Rakamlarla FETÖ/PDY’deki Büyük Çöküş

FETÖ/PDY’nin durumu içler acısı

FETÖ/PDY 17-25 Aralık darbe girişiminin ardından her geçen gün güç kaybetmeye devam ediyor. Yargıdan bürokrasiye, eğitimden askeriyeye devletin her birimine sızan örgütün geldiği nokta nasıl bir çöküş içerisinde olduklarını gösteriyor. Himmet akışının neredeyse tamamen bittiği, sohbet toplantılarının sıfırlandığı, hizmet dışından gelen paraların kesildiği FETÖ/PDY, yurtlarının ve evlerinin kapısına da kilit vurmaya başladı. Örgüte bağlı kolejlerde artık maaşlar yarım ödenirken yüzde 35 civarında öğretmenin işine de son verildi. Çarkı döndürebilmek için her yıl 750 milyon liraya ihtiyaç duyan FETÖ kesilen himmet paraları, eriyen şirketleri, kapanan dershaneleri ile tam bir panik havasında. Türkiye’de artık zarar etmeye başlayan örgüt şu an yurtdışına kaçırdığı ve elinde tuttuğu 17 milyar dolar ile çarkı döndürmeye çalışıyor. İşte FETÖ/PDY’nin 17-25 Aralık öncesi ve sonrası Türkiye ve yurt dışındaki durumu:


Kumpasçı örgüt dağılmak üzere

Cemaate yakın kaynaklardan edinilen bilgilere göre örgüt her geçen gün her alanda erimeye devam ediyor. 17-25 Aralık operasyonu öncesine kadar büyük bir güç haline gelen FETÖ/PDY, bu darbe girişiminin ardından alınan önlemler ve halkın sağduyusuyla kan kaybına uğradı. Devlet kadrolarındaki örgütlenmelerinden eğitim ve yurtdışı kaynaklarına kadar her alanda küçülen ve maddi birikimlerini ülke dışına kaçırmaya başlayan FETÖ/PDYnin son fotoğrafı örgütün dağılmak üzere olduğunun göstergesi...

Örgüte himmet yardımları kesildi

17-25 Aralık darbe girişimi öncesinde örgüte bağlı olmayan vatandaşlardan himmet adı altında toplanan yardımlar %25 civarında iken bu oran şu an sıfıra gerilemiş durumda. Örgüt toplum nezdinde güvenini kaybettiği için kimse bir kuruş dahi vermiyor. Kendi içlerinde eskisi gibi sık bir araya gelemedikleri ve maddi kayba uğradıkları için örgüt üyeleri de yardımı iyice azalttı. Örgütün mütevelli (örgüte bağlı yönetim kadrosu) ve sohbet gruplarından alınan himmet yardımları genel bütçesinin %48’ini oluştururken bu oran gerileyerek %12 seviyelerine indi. Örgütün kendilerine bağlı holding, eğitim kurumları, medya gibi kurumlarından elde ettiği gelirler ise kelimenin tam anlamıyla dibe vurmuş durumda.

Yıllık 25 milyar ciroları vardı

Kendilerine bağlı kurum ve kuruluşların ticari faaliyetleri ve sohbet toplantısı adı altında topladıkları himmet yardımlarıyla yıllık 25 milyar liralık gelire sahip olduğu düşünülen FETÖ/PDY’nin büyük bir mali çıkmaz içinde olduğu kaydediliyor. FETÖ/PDY’nin neredeyse tamamına yakını eriyen bu parasıyla ihanet şebekesini çalıştırması zor görünüyor. Hali hazırdaki mevcut durumunu devam ettirmesi için hiçbir şey yapmasa bile örgütün yıllık 750 milyon liraya ihtiyacı olduğu ortaya çıkıyor. Ancak bugünkü erime göz önüne alındığında ve bu parayı da artık toparlayamayacağı için örgüt işçi çıkararak ve bazı birimleri kapatarak küçülmeye gitmek zorunda.

Himmet paraları israf ediliyor

Örgütün bugüne kadar bu gelirlerden 10 yıl boyunca elde ettiği 17 milyar dolarlık kârın şirket ve kişiler vasıtalarla Avrupa, Kanada ve Amerika’ya kaçırıldığı ifade ediliyor. Himmet paralarından elde edilen bu paranın akıbetinin ne olacağı ise örgüt lideri Gülen’de saklı. Ancak cemaate yakın kaynaklar bu paraların belirlenen 10-15 isim arasında bölüşebileceğini belirtiyorlar. Zira bunun bir örneği daha önce himmet paralarıyla Kıbrıs'ta kumar oynayıp âlem yapan Samanyolu Holding AŞ Genel Müdür Yardımcısı ve Mali İşler Koordinatörü Ekrem Yalvak’da görülmüştü. Bu paraların nasıl harcandığının son örneği ise apar topar yurtdışına kaçan savcı Zekeriya Öz’ün instagram hesabından paylaştığı fotoğrafta ortaya çıkmıştı. Kaçak Öz’ün yaklaşık 7 milyon lira değerinde Bugatti Veyron marka bir otomobilin önünde poz vermesi bu paraların nerelere gittiğini de açıkça gösteriyor.

Hâkim ve savcı grupları dağıldı

17-25 Aralık darbe girişimi öncesinde hâkim ve savcılar arasında Türkiye genelinde 1100 kişilik ana sohbet grubu ve bununla bağlantılı 1300 kişilik sohbet grubu olan FETÖ/PDY, örgüte sempati duyan 2000 hâkim ve savcıyla da yakından ilgileniyordu. İlgilendikleri bu kişileri himmet paralarıyla yurtdışına götürüp gezdiren, lüks otellerde ağırlayıp kendi saflarına çekmeye çalışan FETÖ/PDY’nin şu anki tabloda ana sohbet grubu 800’e, sohbet grubu ise 100 kişiye düştü. Göz boyayıp kendi saflarına çekmek istedikleri iki bin kişilik grubun ise tamamı dağıldı. Yani 4400 kişilik hâkim ve savcılardan geriye 900 kişi kaldı. Kalan gruplar ise tedbir açısından bireysel hareket etmeye başladı.

Fuat Avni’ye bilgileri mahkeme kâtipleri veriyor

Örgütün yargıdaki yapılanmasında hiç göze alınmayan ama çok önemli işlevleri olan mesleklerden birisi de mahkeme kâtipleri. Mahkeme kâtipleri savcının yapacağı işlemleri yapan kişiler olduğu için her türlü operasyon bilgisini anında Fuat Avni ile bağlantılı isimlere göndermekle görevli. Türkiye genelinde 5500 mahkeme kâtibini kendisine bağlayan örgütün şu an bu sayısının 3250 kişiye düştüğü ifade ediliyor. Eğer kâtipler engellenirse Fuat Avni'nin istihbarat ağının sıfırlanacağı belirtiliyor.
2009-2013 arasında hapishanelere alınan infaz koruma memurlarının % 75 oranında örgüt listesinden olduğu kaydediliyor. Bu grubun son ayrılan ve ayrılmayan güncel rakamı bilinmiyor, ama infaz koruma memurları mahkûmlarla ilgilenip istihbarat sağlıyor hem de bu kişiler örgüte kazandırılıyor.

Emniyet teşkilatında büyük çöküş var

17-25 Aralık darbe girişiminin önce düz polis olarak Emniyet Teşkilatının %65’ine hâkim olan örgüte bağlı polislerin oranı şu an %25’e gerilemiş durumda. İdari kadroda görevli örgüte bağlı polislerin oranının da %70’ten %35’e düştüğü bildiriliyor. En büyük çöküş ise emniyetin komiser kademesinde. Emniyette %85 civarında olan örgüt mensubu komiser oranı şu an %8. Birçoğu gözaltına alınarak deşifre olan, birçoğu emekliye sevk edilen polislerden hala görevde olanlar ise artık bireysel hareket ediyor ve ihbar endişesiyle bir araya gelmekte zorlanıyorlar.

Askeriye en temkinli oldukları yer

FETÖ/PDY yapılanmasının en gizemli ve girift oldukları alan ise askeriye. Tedbir nedeniyle her zaman bireysel hareket etme talimatı alan askeri yapılanmada örgüt daha önce % 25 civarında bir insan unsuruna sahipti. Alınan önlemler ve gelen istihbaratla bu oranın %15’e gerilediği belirtiliyor. Diğer devlet kurumlarına oranla askeriyede organize bir hareketlenme içerisinde olamayan ve talimatları ancak kuryeler vasıtasıyla alan örgüt üyeleri oldukça sinsi hareket ediyorlar. Ancak örgüt, alınan son tedbirlerle askeriye içine kendi mensuplarını yerleştirme kabiliyetinin yarısını kaybettiği belirtiliyor. Örgütün şimdi tek beklentisi komuta kademesine kendi kriptolu elemanlarının gelmesi...

Milli eğitim yapılanması çöktü

17-25 Aralık darbe girişiminin öncesinde Milli Eğitim Bakanlığı kadrosunun %11’ine müdür, müdür yardımcısı ve öğretmen olarak hâkim olan FETÖ/PDY, eğitim yapılanmasında da ciddi bir kayıp içinde. Milli Eğitimde üst düzey beyin takımı olarak faaliyet gösteren ve mütevelli denilen bu grubun oranı şu an %6'ya gerilemiş durumda.

Diyanet yapılanması daralıyor

FETÖ/PDY’nin Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı imam ve müftü yapılanması da büyük bir erime içinde. Daha öncesinde teşkilatın %7’sine ana mütevelli grubuyla hakim olan örgütün mütevelli grubu %4’e geriledi. Diyanet'te %21 olan sohbet grubu ise dağılarak %3'e düştü.

Doktor ve mühendisler terk etti!

17-25 Aralık darbe girişiminin öncesinde doktor ve mühendislerin geneli içinde %2 olan ana mütevelli oranı %1’e düşerken, yine yandaş çekmek için oluşturulan ve %12 olan sohbet grubu ise tamamen dağıldı. Artık doktorlar ve mühendisler için kurulan sohbet grubu kalmadı.

Dershaneler de yarım maaş ödeniyor
Örgütün en güçlü olduğu alan olan dershaneler son yasal düzenlemenin ardından eskiye oranla %50 kapasiteyle çalışıyor. Öğretmen maaşlarının ise ancak %50'si ödeniyor. Öğretmenlerin tümü yarım maaşa ikna edilmiş durumda. Örgüt “Bunlar bir gün düzelecek, kalan paranızı vereceğiz” diye öğretmenleri ikna etmeye çalışıyor. Örgüte bağlı 60 bin civarındaki dershanede görev yapan öğretmenlerin %5'i işten çıkartıldı, %25’i de çıkartılmak üzere. Örgüt, eğitimdeki gücünü kaybetmemek için öğretmenlerinin Milli Eğitim'e geçmeleri yönünde adımlar atıyor.

Kolejler de hem öğrenci sayısı azaldı hem öğretmen

FETÖ/PDY’ye bağlı kolejler de erime trendine girdi. Kolejler artık %40 kapasiteyle ve zararına çalışıyor. Küçük illerde yer alan kolejlerin kapısına öğrenci bulunamadığı için kilit vurulmak üzere. Bu kolejlerde görev yapan öğretmenlerden %35’inin işine son verilmiş durumda. Kolejlerin birçoğunda da maaşlar yarım ödeniyor. Sadece Marmara bölgesi ve İzmir'deki kolejlerin maddi durumunun iyi olduğu kaydediliyor.

Örgüt, ev ve yurtlardaki eşyaları satıyor

FETÖ/PDY’nin hem eleman devşirdiği hem de toplu beddua seanslarının yaptırıldığı yurtların ise %65’i kapandı. Mevcut yurtlar ise kira yerine şahıs üzerine olduğundan zoraki devam ettiriliyor; ancak doluluk oranı çok düşük. Yurtları yeniden toparlamak için imaj değiştirip şahıslar üzerine açmaya çalışıyorlar. Bu yüzden de bazı öğrenciler burasının örgüte ait olduğunu bilmeden kayıt yaptırıyor. Ama durumu fark eden öğrenciler anında ilişiği kesiyorlar.
Örgüte bağlı olan ve sayıları binlerle ifade edilen evlerin ise %70’i kapanmış durumda. Bu evlere öğrenci bulunamadığı ve tekrar açılma ümidi olmadığından dolayı evdeki eşyalar satılmaya başlandı. Eşyalar örgüt evlerinden depolara götürülerek satılıyor.

Esnaf, örgüte karşı kepenk kapattı

Esnaf yapılanması FETÖ/PDY’nin belkemiğini oluşturan canlı para musluğu idi. Göstermelik yurtdışı gezileriyle “kafalanan” esnaflardan bazen duygu sömürüsü bazen de tehditle milyarlarca lira himmet toplayan örgüt artık bu nakit akışını kaybetti. FETÖ/PDY’ye katılan esnaf gruplarının %20’sini ana mütevelli, %80'ini sohbet grupları oluşturuyordu. 17-25 Aralık operasyonlarından bu yana ana mütevelliden %35’i, sohbet guruplarının %95’i FETÖ'yü terk etti. Sohbet grupları tüm Türkiye'de neredeyse sona erdi. Ana mütevelliler de kendi aralarında birebir görüşmeyi kuryeler aracılığıyla gerçekleştiriyor ve oldukça düşük olan para trafiğini bu şekilde yönlendiriyorlar.

FETÖ/PDY’nin yurtdışındaki eğitim faaliyetlerine büyük darbe

17-25 Aralık operasyona kadar yurtdışında eğitim faaliyetleri adı altında örgütlenen FETÖ, darbe planının ortaya çıkmasının ardından yurtdışında da büyük kayba uğradı. İşte yurtdışında FETÖ yapılanmasının son durumu:

Nahçıvan: FETÖ/PDY’ye bağlı 3 kolej, 3 dershane, 2 gazete bürosu, 1 öğrenci yurdu bulunuyordu. Bu kurumların tamamı kapatıldı ve örgüte bağlı olarak çalışan kadronun tamamı sınır dışı edildi.

Azerbaycan: Azerbaycan’da oldukça güçlü olan FETÖ/PDY’ye ait 28 kolej, 28 dershane, 1 üniversite, 1 gazete matbaası, 20 gazete bürosu, 1 Tv, 1200 öğrenci evi, 3 öğrenci yurdu bulunuyordu. Son gelişmeler üzerine bütün evler kapatıldı. Kolej ve dershaneler ile üniversite el değiştirerek devam ediyor. Bunlar devlet şirketine geçti. Gazete ve televizyonlar ise sıkı denetimler altında yayınına devam ediyor.

Kazakistan, Türkmenistan, Tacikistan, Kırgızistan, Tataristan, Yakutistan: Bu ülkelerde FETÖ/PDY’ye bağlı okulların mülkiyeti tamamen devlete geçti.

Özbekistan: Özbekistan daha önceden cemaatin bütün kurumlarını zaten kapatmıştı.

Senegal, Gabon, Somali: FETÖ/PDY’ye bağlı bütün kurumlar tamamen kapattı. Diğer Afrika ülkelerinde de yoğun denetimler var. Bu ülkeler de bu kurumları kapatma hazırlığında.

Balkanlar: Kosova FETÖ/PDY’ye bağlı kurumları kapattı. Diğer Balkan ülkeleri ise örgüte bağlı kurumları sıkı denetim altına aldı. Bu ülkeler buradaki eğitim kurumlarını Milli Eğitim Bakanlığına devretmeye hazırlanıyor.

FETÖ/PDY’ye bağlı okullar ABD ve AB ülkelerinde varlıklarını sürdürmeye devam etseler de bu ülkelerde yaşayan Türk vatandaşları yardımlarını tamamen kestiği için Paralel Yapı güç durumda kaldı.

FETÖ/PDY'nin Mali Damarına Neşter

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, FETÖ/PDY ile mücadele kapsamında Devlet Denetleme Kurulunu görevlendirirken Maliye Bakanlığı da paralel ağın finansal ana damarına girdi.

Koza İpek Holding, Kaynak Holding gibi paralel yapının bilinen şirketlerinin ötesinde kılcal damar gibi ülkeyi sardığı anlaşılan 20 bin şirket, kişi ve kuruluş belirlendi. Maliye Gelir İdaresi ve Mali Suçları Araştırma Kurulunca yürütülen çalışmalarda FETÖ/PDY’nin finansal yapısının çek ve senet ağırlıklı çalıştığı, himmet paralarının toplanıp dağıtılmasında “mutemet elemanlar kullandığı” belirlendi. Bu kişilerin, yurtdışındaki okullara, sivil görünümlü vakıflara veya şirketlere para transferinde anahtar rol oynadıkları saptandı.


Söz konusu şirketlerin ve yöneticilerinin 17-25 Aralık darbe girişimi sonrasında da FETÖ/PDY ile organik bağlarını devam ettirdiği ortaya çıktı. Paralel örgütün uluslararası bağlantıları da deşifre olmaya başladı. Örgüte doğrudan kaynak sağlayan şirketler ve aracı kişiler mercek altına alındı. Bu şirketlerin sadece ülke içinde faaliyet göstermedikleri, uluslararası para akımında da kullanıldıkları anlaşıldı. Özellikle şüpheli para hareketlerinin izi sürüldü. Bu şirketlerin, halk eğitim, sosyal yardım, kültür vakfı gibi isimlerle kurulan derneklerle bağlantıları da ortaya konuldu.

Hiyerarşik yapılanma

Paralel şirketlerde de “hiyerarşik bir yapılanma” olduğuna dikkat çeken yetkililer, “paralel yapı şirketleri”, “paralel yapı ile kuvvetli bağ olan şirketler”, “paralel yapı kuryeleri” gibi farklı kategoriler üzerinde incelemelerin yoğunlaştırıldığını ifade ettiler.

İşin olsun istiyorsan himmet ver!

Paralel yapı soruşturmasında önemli konumda bulunan ancak çalışmaları savcılıklarca yer yer yetersiz bulunan Mali Suçları Araştırma Kurulu, FETÖ/PDY’ye yönelik incelemeler noktasında yeni bir bakış açısı ile çalışmaya başladı. Türk Ceza Kanunu kapsamında terör örgütü olarak ifade edilen FETÖ’ye destek veren ve organik bağlı görünen şirketler önümüzdeki dönemde incelenecek. Bu inceleme klasik bir vergi araştırması gibi değil, suç geliri aklama faaliyeti kapsamında gerçekleştirilecek. Ön incelemelerde örgüte farklı düzeylerde yardımlar yapıldığı ortaya çıkarken, bazı özel üniversitelerde öğrencilerin ödeme amaçlı çek kullandığı saptandı.

Yetkililer, “Örgütün ilişkiler ağını ortaya çıkaracak somut deliller var. Örneğin bazı üniversitelerde çek dönüyor. Öğrenci getiriyor. Arkası cirolanmış. Yani çek, FETÖ/PDY’nin bir şirketinden alt şirkete, oradan himmet ağına kadar uzanıyor. Zaman zaman şantajla veya kamu gücü kullanılarak para toplanıyor. 'Şu işin olmasını istiyorsan himmet ver. Çek de senet de olur' deniyor. Bu şekilde anlatımlar ve net bilgiler var. Çek, sisteme ciro ile sokulmuş, üniversiteye kadar gelmiş. Şunu yapacağız. Öğrenciyi çağıracağız, 'Bu çeki sana hangi ticari ilişki içinde kim verdi?' diye soracağız. Mesele öğrenci değil, çeki yazan şirketler ve dolaştıran aracılar. Bu şirketleri ve ilgili kişileri araştıracağız. 20 bin civarında şirket ve kişi şu an radarımızda" dediler.

Paravan şirketlerden iz takibi

Örgütün para transferlerini takip için özel bir ekip oluşturuldu. Transferlerin bazı paravan şirketler üzerinden gerçekleştirildiği ihbarı da araştırılmaya başlandı. Örgütün, iş dünyasına yönelik baskı oluşturduğu, bazı kamu kurumlarında temsilcileri kullanarak firmalara ceza kestiği de raporlara yansıdı.

Gülen'in Tazminat Davasına Ret

“Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY)” soruşturmaları ve davaları kapsamında hakkında yakalama kararı çıkarılan bir numaralı sanık Fetullah Gülen’in, 05 Eylül 2014’teki konuşmasında “kişilik haklarını ihlal ettiği” iddiasıyla Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan aleyhine açtığı 100 bin liralık manevi tazminat davası reddedildi.

Ankara 5. Asliye Hukuk Mahkemesindeki duruşmaya Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın avukatı Hüseyin Aydın ile Gülen'in avukatı Talha Aksoy katıldı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın avukatı Aydın, Ankara 1. Sulh Ceza Mahkemesince Gülen hakkında tutuklama kararı verildiğini hatırlatarak, kararın örneğini mahkemeye sundu.

Gülen’in avukatı Aksoy ise söz konusu kararın davayla ilgisi bulunmadığını ileri sürerek, talep ettikleri delillerin toplanarak davanın kabulüne karar verilmesini istedi.


Avukat Aydın da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dava konusu konuşmasının, kişilik haklarına saldırı niteliği taşımadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etti.

Hâkim Selma Durdu, davanın reddine karar verdi.

Gülen, 05 Eylül 2014’teki konuşmasında “kişilik haklarına saldırıda bulunduğu” iddiasıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan’a avukatları aracılığıyla 100 bin liralık manevi tazminat talebiyle dava açmıştı.

7 Şubat 2016 Pazar

Gülen'in DNA'sı İstendi

Kamuoyunda “askeri casusluk” olarak bilinen davanın iki numaralı sanığı emekli Albay Coşkun Başbuğ, evinde ele geçirilen ve davaya delil oluşturan hard disklerdeki DNA örneklerinin Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) lideri Fetullah Gülen ve örgüt üyelerine ait olup olmadığının belirlenmesi amacıyla İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına dilekçe vererek, parmak izleri ve DNA örneklerinin alınmasını talep etti.

Aralarında muvazzaf askerlerin de bulunduğu 357 kişi hakkında “askeri gizli bilgi ve belge bulundurma” suçlamasıyla açılan davanın sanıklarından Başbuğ, AA muhabirine yaptığı açıklamada, gözaltına alınan birçok kişinin evinde kendilerine ait olmayan veya içeriği sonradan değiştirilmiş deliller bulunduğunu, bu delillerin haklarındaki davanın temelini oluşturduğunu söyledi.


Kendisine ait, içinde sadece müziklerin bulunduğu hard diskin değiştirildiğini ve sözde askeri bilgileri içeren belgelerin konulduğunu savunan Başbuğ, davaya bakan İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesinin talebi üzerine hard diskte DNA incelemesi yapıldığını ve Adli Tıp Kurumunun hazırladığı raporla DNA’nın kendisine ait olmadığını belgelediğini hatırlattı.

Parmak izi ve DNA örneği talebi

Sanıklardan Meryem Bağcı’nın Ankara'daki evinde ele geçirildiği iddia edilen hard disk ile kendi evindeki hard diskte aynı erkeğin DNA’sına rastlandığına dikkati çeken Başbuğ, DNA’nın kime ait olduğunun ortaya çıkarılması için İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına başvurduğunu, bu kapsamda başta Fetullah Gülen olmak üzere Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması operasyonlarında tutuklanan, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılan veya yurt dışına kaçan bütün polis, savcı ve hakimlerden DNA örneği alınmasını ve bu örnekle karşılaştırılmasını talep ettiğini anlattı.

Coşkun Başbuğ, herkesin yaptıklarının hesabını vereceğini belirterek, “Erişilmez, ulaşılmaz zannettiklerimiz yargı önüne çıktı. En ufak şüphem yok, Fetullah Gülen de gelecek, yaptığının hesabını verecek” diye konuştu.

Zaaf Avcılığı ve İtibar Cellatlığı

Şu bir gerçek ki “Paralel Devlet Yapılanması (PDY)” olarak adlandırılan yapının gadrine uğramadan onun mahiyetini, zihniyetini, etkisini, gücünü idrak edip anlamak neredeyse imkânsızdır. Hele çıkarları onlarla kesişenlerin, zaaflarıyla onlara esir düşenlerin bunu isteseler de başarmalarına imkân ve ihtimal yoktur. 

Nitekim bu yapı, kendilerine mensup olmayanları iki gruba ayırmakta ve öyle değerlendirmektedir. Buna göre ilk grup, zaaf ve(ya) çıkarlarından ele geçirile(bile)n tutsaklardan oluşurken ikinci grup ise sayıca az da olsa zaafı ve(ya) çıkarıyla kontrol edilme imkânı bulunmayan “asiler”den müteşekkildir. Kuşku yok ki bu ikinci grup, FETÖ/PDY için can sıkıcı ve ciddi bir tehdittir. Dolayısıyla bunların en kısa sürede etkisizleştirilmesi ve tehdit olmaktan çıkarılması gerekmektedir. Bunun en etkili yolu ise tabii ki en iyi bilinen ve en çok uygulanan “itibar” suikastıdır.

Belirtmek gerekir ki FETÖ/PDY'yi en iyi tarif edecek ifade, “zaaf/çıkar avcılığı ve itibar cellatlığı” olacaktır. Nitekim bütün dikkatlerini özel hayatlara yoğunlaştırmalarının, telefon ve ortam dinleme faaliyetlerinin, çekilen gizli görüntülerin, üretilen sahte delillerin yöneldiği tek hedef kişinin onur ve saygınlığı yani toplum içerisindeki “itibarı” olmuştur. İnsani ve etik kaygılardan arındırılmış “saf” bir niyetle bu kolaycı yöntem rahatlıkla tercih edilmiş; böylece birileri enselerinden yakalanıp adeta bu yapıya göbeklerinden bağlanırken birileri de itibarları üzerinden infaz edilerek cezalandırılmıştır.

Ne acı ki bu satırların yazarı da başlangıçta FETÖ/PDY'nin bu (zih)niyetinden bihaber şekilde “akademi tutkusuna” yenik düşerek bunlarla aynı safta bulunma hatta bunları savunma gafletini yaşamış bir bahtsızdır. Kuşkusuz bu gafletinin bedelini, son bir yıldır Turgut Özal Üniversitesinde kendisine yaşatılanlarla ziyadesiyle ödediğini düşünmektedir. Ancak nedametini ifade etmenin de vicdani bir gereklilik olduğuna inanmakta ve FETÖ/PDY ile “imtihan edilmeyi” kendisi için bir şeref ve tekâmül vesilesi saymaktadır. Aşağıda paylaşılan yazışmaların ise bu doğrultuda değerlendirilmesi temenni edilmektedir.

A) Turgut Özal Üniversitesi ile sorun yaşanmaya başlandığı tarihten sonra “tesadüfen” ortaya çıkan 29 yıl öncesine ait haksız ve dayanaksız bir borç ile cebri icra tehdidine ilişkin yazışmalar

B) Turgut Özal Üniversitesinde 01 Nisan 2013’te başlayıp 01 Ekim 2015 günü sona eren bir sürece dair yazışmalar